
![]()
funda
![]() Demir'in Asi'ye bakışlarına gelince, kafasını çevirdiğinde Asi tesadüfen ordaydı. Asi'ye yöneltilmiş bir kötü bakış yok. Ben Asi'nin Demir'in yanına gidip neyin var diye soracağını düşünüyorum. Sevdiğinin mutsuz olduğunun farkında. Onun yanına geldiğinde içerdeki olayı fark edip oda dahil olabilir. tarcin / 11 Şubat 2008 |

![]()
IREMDNZ / 10.09.2009
![]() Gör zahidi kim sahibi irşad olayım der Dün mektebe vardı (orjinali vardı, Cemal Ağa varmış olarak söyledi) bugün üstad olayım der.(Ruhi) Sen daha dünkü çocuksun İhsan, gel bakalım bu akşam rahle-i tedrisime Bakalım ayine-i devran ne gösterir sana Benim adım Cemal Ağa Öğrenirim sora sora, eee, cevap vermelisin bana... Kelimelerin anlamları: Zahit: Dinin yasak ettiği şeylerden sakınıp buyurduklarını yerine getiren (kimse) İrşat: Doğru yolu gösterme, uyarma. Rahle: Üzerinde kitap okunan, yazı yazılan, bazıları açılıp kapanabilen alçak, küçük masa. Tedris: Ders verme, öğretme, öğretim. Ayine: Ayna Devran: 1. dünya, 2. kader, talih 3. zaman çağ Yani, benim anladığım; hani bazı çıraklar vardır, biraz bir şey öğrenince, usta oldum, her şeyi biliyorum derler ya, Ruhi’nin beyti onlara gönderme yapıyor. Cemal Ağa bununla İhsan’ın oyunlarının farkında olduğunu ima ediyor. Ve ekliyor, bu akşam gel bakalım benim okuluma, zamanın, kaderin aynası bakalım sana neler gösterecek diyor. Cemal Ağa bulduklarının doğruluğundan son derece emin, yanlış bir şey yapmıyor kendince. Yalnızca gün yüzüne çıkmamış sırları açığa çıkararak İhsan’ı rezil etme derdinde... Her şeyi açık oynuyor, göstere göstere yapıyor, hatta bunu bile söylüyor. Bulduğu her şeyi paylaşıyor, bütün tarafları da toplayarak. Daha ne olsun, düşman olacaksa böyle olsun. Ne söylendiği, arkadan ne tür yalanlar uydurulduğu bilinmeden yapılan düşmanlıklar bence çok daha tehlikeli. Ben Cemal Ağa’yı, açıklığından ötürü, tehlikeli bulmuyorum. Etik anlayışına sahip bir düşman, benim açımdan diğerine her zaman tercih edilir. Ben bu dizide niyeyse kimseye kızamıyorum. Olaya kimin açısından bakarsam, ona hak veriyorum. Galiba bende bir tuhaflık var. ZEMFIRA / 11 Şubat 2008 |

![]()
TUGER(S) / 10.09.2009
![]() Demir'e gelince, ona kızmak gelmiyor içimden. Çünkü çok abartılı bir kırıcı üzen hareketi olmadı. Ama daha aşkın ilk günlerinde o bakışlar bence yanlıştı. Belki çok gerçekçiydi. Yani bizim yaşadığımız aşklar gibi. Ama ben Asi’ye baktıkça içi titresin isterdim. Oysa teyzesinin ve İhsan'ın derdine düşmüştü. Önümüzdeki bölüm ne olur bilemiyorum. Belki Demir Asi'ye tarağı verir güzel bir kaç şey söyler ve hepimizin gönlünü alır. Belki de olayın üstüne gider ve Asi'den uzaklaşır. Ki bunu hiçbirimiz istemeyiz. Ama uzaklaşabilmesi de Asi'yi sevmemesi anlamına gelir. Demek ki bunu da yapamaz. merveni / 11 Şubat 2008 ![]() Süheyla'nın bir gün önce çiftlikte bulunmasından dolayı geçmişi hatırlayarak üzülebileceğini tahmin etmesi... çok güzeldi. zeynepyy / 11 Şubat 2008 |

![]()
funda
![]() Birbirlerini seven insanların sevdiğine kendisini sözlere gerek kalmadan anlatmasının ve aynı şekilde sevdiğini anlamasının çok güzel bir örneğiydi bence o gece olanlar. Karşılıklı sevginin, uzun süredir gizlenmeye çalışılan arzunun, açıkça ortaya konulan önüne geçilemez kıskançlığın ve sevdiğinde kaybolma isteğinin en üst noktasına erişti Demir ve Asi o öpücükle. O andan sonra söylenecek hiçbir kelime o öpücükten, ardından gelen dokunuş ve bakışlardan daha anlamlı ve yoğun olamazdı. Her ikisi de o andan sonra söylemek istedikleri her şeyi; sevinçlerini, korkularını, endişelerini, yaşadıkları o tarif edilmez rahatlama duygusunu ve sevdalarını birbirlerine biraz da yaşadıkları o şaşkınlıkla birlikte gözleriyle ve dokunuşlarıyla gösterdiler. (devamı aşağıda) |

![]()
usayken / 2010
![]() (devamı aşağıda) |

![]()
surus_38 / 25.09.2009
![]() (devamı aşağıda) |

![]()
funda
![]() Ardından gelen Demir’in Kerim’i beklemeden kendini yollara vurduğu sahne ise bana şunu hatırlattı... “Divane aşık gibi de dolaşırım yollarda, kız senin sebebune, yar senin sebebune kaldım ANTAKYA’larda kaldım ANTAKYA...” sanki bir déjà vu gibiydi ... O geceki düşüncelerinin gösterilmemesinin eksikliğini ise ertesi sabahki sahneler aldı götürdü zaten… Evin verandasında telaşla Asi’yi bekleyen Demir, bir an önce Demir’i görmek için acele eden ve annesinden bir an önce kurtulmaya çalışan Asi… Beklediğinin gelmediğini görünce hayal kırıklığı ve endişe yaşayan ama nedenini öğrenince ferahlayan, gelmeme nedenini Kerim’e “hele kötü bir şey olsun elimden çekeceğin var” edasıyla anlatan Demir. Bir an önce sevdiğine ulaşabilmek için acele eden Asi, kendisine söylenenlerin bir kelimesini bile duymayan sadece uzaktan bir güneş gibi doğan Asi’ye kilitlenmiş Demir… Sevdiği için endişelenen, sevdiğini rahatlatan Asi ve Demir... Daha ne olsun! Geceki düşünce sahnelerine ne gerek var. İşte bütün gece birbirlerini düşünmüş ve sevdiğinin hayaliyle uyumuş iki aşık... (devamı aşağıda) |

![]()
Elasi(c) / 6.11.2009
![]() Son olarak; bir öpücük sahnesi üzerine bu kadar yazı yazılmasını sağlayan oyuncuları ve dizi ekibini de kutlamak gerek sanırım. Anda / 11 Şubat 2008 |

![]()
st_tubi / 7.11.2009
![]() Yaşanmışlıklar, hayattan alınan zevkler, hepsi satırlara dökülmüş... Çok büyük engelleri aştılar, henüz fark etmeseler de... Kin ve nefret ile başlamıştı her şey... yıkıldı bu duvarlar... yeniden aynı şekilde oluşması mümkün değil... soğukluk olacak belki ama, yukarıda yazılan büyük aşkı, yudum yudum yaşayan aşıklar, yeni güçlükleri çok daha kolay aşacaklar. qsawe / 11 Şubat 2008 ![]() Yani öyle üç gariban harf, 'g', 'e', ve 'l' bir insanın ağzından çıkarken bu kadar anlam yüklü olabilir. Ben o andaki 'gel' e bir sayfa yazarım. Gel, merak etme artık yanında ben varım Gel korkman için hiç bir sebep yok Gel seni üzdüğüm için kahroldum, Gel seni atın üzerinde görmeden içim huzur bulmayacak Gel bana sarılmanı istiyorum Gel hep hayalini kurduğum birlikte at üzerinde olma şansını ver Gel ben senin at üzerinde saçlarını savurarak esmeni özledim, Gel artık sana kimsenin zarar vermesine izin vermeyeceğim... Böyle bıraksalar akşama kadar yazabilirim… Bunların görüntü kimyaları gibi ses kimyaları da çok tutmuş... Ya da bana öyle geliyor... bimkolik / 11 Şubat 2008 |

![]()
funda
![]()
Oysa halledilmesi gereken çok önemli bir konuyu halledeceğine dair söz vermişti Süheyla’ya. Şimdi teyzesini bu kadar ihmal ettiği, onun içinde esen fırtınaları fark edemediği ve en önemlisi kendisine en çok ihtiyaç duyduğu anların birinde onu yalnız bıraktığı için kendisine kızıyor Demir ve bir an önce bu meseleyi çözmeye odaklanmak istiyor. Ama Asi’ye yakın dururken bunu yapamayacağını düşünüyor çünkü Asi’nin yanında aklı başından gidiyor, kontrolünü kaybediyor. Üstelik eski nefreti düşünülürse Asi’yi olanlar yüzünden haksız yere kırması da oldukça büyük bir olasılık. Yaşananlardan sonra sevdiğini kırmaktan sakınıyor olması da oldukça mantıklı değil mi? Mantıksız olan bunları Asi’ye açıklamaması ki bu da Demir’in katı karakterine çok uygun aslında. Kendisini kimseye açmaya alışık olmayan bir insan bu duygularını dile getiremez ki kolay kolay... Ne diyecek? “Asi şu sıralarda görüşmeyelim çünkü sen benim aklımı başımdan alıyorsun, halletmem gereken çok önemli bir konuya odaklanamıyorum. Üstelik bu fazlasıyla can sıkıcı bir konu ve seni de kendi negatif duygularımla etkilemek, başkalarına duyduğum hıncı senden çıkartmak istemiyorum” mu? Aslında dese çok güzel olur da... Ama der mi? Ya da bunları söylemeye gerek kalmadan ve Asi ile olan ilişkisini etkilemeden o mühim konuya odaklanmayı başarabilir mi? Orasını bilemem işte. ... Anda / 11 Şubat 2008 |

![]()
küpra5 / 15.04.2010
![]() Tarlada Asi ve Demir yürümeye başladıklarında Demir’in eğilip Asi’nin yüzüne bakmaya çalışması, benim için her şeye bedeldi. Sevdiği kadının, kendisine karşılık veren kadının, neler hissettiğini yüzüne bakarak da anlayabiliyor. Ve zaten Demir biliyor kendisi Asi’yi izlerken Asi’nin utandığını… bu da Demir’in daha çok hoşuna gidiyor. Demir’in Asi’yi hayran hayran seyretmesine bayılıyorum, harika bakışlar ve sahneler MİHRİMAH / 11 Şubat 2008 ![]() medsul / 11 Şubat 2008 |

![]()
bahar* / 20.08.2010
![]()
Kocası iflas etmiş, şehirdeki konaktan çiftliğe taşınmışlar, işler hiç iyi gitmiyormuş, tarladaki ekinleri ilaçlayacak para yokmuş ama ne gam Neriman Hanım’da. O gider ve yeni eşyalar seçer, kızları giyip giymeyecekleri belli olmayan elbiseler alır, ama kendilerine ısmarlanan traktörün yedek parçasını getirmeyi unuturlar. Olsun nasıl olsa hallolur bütün işler. Neriman Hanım ve “ev turşusu” kızları için bunlar tasa kaynağı değildir. Etrafından bihaber olmak ancak bu kadar güzel yansıtılır. Diyorum ya çocuk gibi... Evlenmiş, boyunca kızları olmuş ama hala babasına sığınmayı doğal görebiliyor. O hala babasının küçük kızı çünkü. Babasının yanındaki Madame’ı kıskanabiliyor mesela. Kendini onunla kıyaslıyor. O kadar uzak dünyadan. Sonra İhsan’a kızıp çocuk edalarıyla yastığını alıp odayı terk edebiliyor. “Küstüm sana, geri ver kurşun askerlerimi bana” türünden bir şey bu... Bunu yaparken o kadar hoş duruyor ki bir kadın kocasıyla paylaştığı yatağı terk ediyor ama bu durum bizi güldürebiliyor. (devamı aşağıda) |

![]()
funda / 07.08.2009
![]()
Kızlarıyla yaptığı konuşma da ayrı bir komedi zaten. “Nişanlanana kadar yalnız kalamazsınız”. Nişanlanınca ne olacak peki? Nikah değil ki bu. Sonuçta tek bir söze bakar tarafların birinin cayması. O zaman ne olur? Bunu hiç düşünmüyor. Nişanı evliliğin garantisi olarak görebiliyor çünkü. Oysa daha evlenmeden hamile kalmış biri olarak, hem de onca yıl önce, bu nişan, söz işlerine pek de güvenilmeyecek olmasını çok iyi bilmesi gerek. Ama diyorum ya tam bir çocuk kadın Neriman. Kocasına sırt çeviren babasına sığınmayı normal karşılayabilecek ve bunun hesabını sormayacak kadar çocuk. Bu yaştan sonra da büyümesini beklememek gerek. O hep böyle kalacak ve patavatsızlıklarıyla, kokoşluğuyla, aldırmazlığıyla ve çocuksu şımarıklık ve kıskançlıklarıyla bizleri sinirlendirip güldürmeye devam edecek. (devamı aşağıda) |

![]()
usayken / 2010
![]()
Bir çocuk nasıl fazla sorumluluk yüklenmezse Neriman da öyle... evi çekip çevirmek, zorlukların üstesinden gelmesi gereken dört çocuk sahibi bir anne olduğunu fark etmek, kocasına zor günlerinde hem madden hem de manen destek olmak gibi gerçeklerden çok uzak... ama bunda sırf kendisinin suçu yok... önce babasının sonra da İhsan'ın payı büyük Neriman'ın bu kadar gerçeklerden uzak kalmış olmasında. (devamı aşağıda) |

![]()
MuraTubam / 26.08.10
![]()
Zamanında Süheyla’nın çocuğunun başına gelenlere/geleceklere bile engel olamamış. Oysa anlıyoruz ki aralarında çok derin olmasa da bir şeyler varmış o dönemlerde. Ama bu bile babasına karşı çıkmasına yetmemiş. Hoş o dönem pek de net değil henüz. Belki de İhsan Süheyla’nın aniden hamile kalmasını da anlayamamış ve bu yüzden uzaklaşmıştır ondan (burada anlaşılacağı üzere çocuğun İhsan’dan olmadığından emin olarak konuşuyorum). Ökkeş gelmiş ve bebeği kurtarmış. Yanında çalışan bir insan insiyatifi ele alma cesaretini göstermiş ama İhsan Bey bunu da fark etmemiş (mi acaba?). Şimdiye kadar öylesine kesin konuştu ki “Senin bebeğin öldü” diye... sanki olaydan gerçekten de haberi yokmuş gibi geliyor bana... ama bu durumda bile affedilecek şey değil; onun değil de Ökkeş’in çözüm bulmuş olması. (devamı aşağıda) |

![]()
funda / 11.08.2009
![]() Gerçeklerden o da kaçıyor sürekli... iflas edecek kadar kötü bir çiftçi olduğu bir gerçek ama yardım alma fikrini hiç düşünmüyor... madem sen bu işi beceremiyorsun o zaman yardım al değil mi? Bir bilene danış... Mesela son bölümde Asi'nin söyledikleri de oldukça ilgi çekiciydi o tarla hakkında "Ziraatten söylemişlerdi randıman alamayacağımızı o tohumla... " ama yine de almışlar ve yaz da kurak geçince verim alamamışlar. Ziraat uyarmış zaten daha ne bekliyorlarmış ki... Kuraklık olmasa ekine mi boğulacakmış o tarla... Hayır ama yine de o tohum alınmış... Akıllara zarar bir durum yani...
Süheyla'nın çocuğuyla ilgili gerçekleri sorgulamaktan sanki günahmış gibi kaçınması da apayrı bir durum zaten. Neden önüne gelen bu gerçeği sorgulamıyor? Kadın diyor ki "ebe kendisi itiraf etti, benim çocuğum ölmemiş" Ama İhsan inatla "hayır canım, senin bebeğin öldü" diyor. "Doğumdaki kadınlardan daha mı iyi bileceğim" diye sorgulamıyor bile kendini... Kendisine sunulanı sorgusuz sualsiz kabullenmeye o kadar alışık ki... ve ne yazık ki bu huyu onu olayla ilgili kişilerin gözünde hiç de iyi bir yere getirmiyor... Anda / 11 Şubat 2008 |

![]()
vyk968 / 30.05.2011
![]() Müjde! Altın Asi’ye çıkmış. Çünkü elinde altın var. Sabundaki altın olmalı. pelikan / 12 Şubat 2008 ![]() Eleren / 12 Şubat 2008 ![]() Bu nişan daha yeni başladı çok şeylere gebe demiştim doğru çıktı galiba. Süheyla’nın İhsan'a bir bakışı var. Hemen akabinde Demir'in Asi'ye bir şeyler söylemesi ve sert bakışlarıyla yanından ayrılması Asi'nin orda kalakalması çok üzücü bir görüntü. Leyla’nın ağlamasının ailesiyle ve Kerim'le ilgili olduğunu düşünüyorum. Belli ki duygulanmış. Demir’le Asi ne olursa olsun birbirlerine bakmaktan kendilerini alıkoyamıyorlar. Kerim'le Defne'nin yüzüklerinin takıldığı anda olduğu gibi. Süheyla’yla İhsan'ın konuşması gayet normal. Çünkü bugüne kadar susan İhsan'ın hem Süheyla'ya hem de bizlere açıklaması gereken çok şey var. Nişan gününden sonra Asi'nin keyfi pek yok gibi suratı böyle asık ama hem annesi hem babası ne söylüyorlarsa artık yüzünü güldürmeyi başarıyorlar. Ve altın nihayet altın ortaya çıkmış. Ben zaten senaristlerin o altın meselesini unutmadığını tahmin ediyordum ama her şeyin bir zamanı sıralaması var. O altının Asi'nin sabunundan çıkmasının şimdi bir anlamı oldu. *bahar* / 12 Şubat 2008 |
