
![]()
[aysn_gngr] / 04.05.2008
![]() ersa / 7 Şubat 2008 ![]() 1-Cemal Ağa bunu İhsan’a çok kötü ödetir 2-Neriman bu durum üzerine İhsan’a artık güvenmez 3-Kızlar özelliklede Asi babasının böyle bir şeyi sakladığı için ona artık nasıl güvenirler bilmiyorum 4-Demir bu yüzden İhsan’a karşı tekrar öfkelenir 5-Asi ile Demir arasında bu konu problem olabilir ki inşallah böyle bir şey olmaz daha yeni aşklarını yaşayacaklar, sakın bu olmasın. deniz123 / 7 Şubat 2008 ![]() YONCA_ÇINAR / 7 Şubat 2008 ![]() Son bölümde kız isteme öncesinde yaşananlar da ise bana Süheyla’nın ahırda bir tecavüz olayı yaşadığını düşündürmüştü. Bu eylem gerçek ise İhsan’a ters rızaen bir birliktelik ise başka mekan mı yokmuş. Ayrıca o zaman mekan o duyguları uyandırmazdı. Bence Yusuf Ağa Aslan’ın babası. GULBEYAZ76 / 7 Şubat 2008 ![]() Tüm bunları yaparken, babası olan kişiye manevi baskı yapmayacak. O senin de çocuğun, bana yardım etmen lazım demeyecek. Saçma… çok saçma. Bu tüyo, bir kısım itibariyle doğrudur. Cemal Ağa, İhsan'ın baba olduğunu düşünüyor, elindeki kanıtlarında bu yönde olduğunu düşünüyor. İşte bu doğrultuda, İhsan'ı suçlayacak, belki de İhsan'da kızı gibi, şoke olup susacak, sükût ikrardandır dedirtecek. Süheyla, yalan söyledi mi bugüne kadar. Hayır, ben şahit olmadım, hiç anımsamıyorum. Neden Demir sorduğunda, "evet İhsan'dan" demedi. Bu da başka bir muamma. Onun çocukları var diye ince düşünmesi gerekmez. Soran yeğeni. Gidip, etrafa mı yayacak. Cemal Ağa’nın, durumu, "çok bilen çok yanılır" hesabı. Bildiğini sandıklarıyla yanılgıya düşecek. aksi halde. Yani baba İhsan ise, senaristler çıkmaza girmiş derim. Qsawe / 7 Şubat 2008 |

![]()
funda
![]() Playboy İhsan İhsan’ın şimdiye kadar izlediğimiz karakterinden sapma olursa bunu hiç hoş karşılamam. Asi’nin tek dayanağı da yıkılır. Babasına aşık, ona tereddütsüz inanan bir kız böyle bir olayı kaldıramaz. Bu olay gerçek ise Demir’le de kolay kolay olamaz. GULBEYEZ76 / 7 Şubat 2008 ![]() turborobot / 7 Şubat 2008 ![]() tarcin / 7 Şubat 2008 ![]() İhsan'ın Aslan'ın babası olmasına gelince, bunu daha önce söylemiştim zaten. Olayı bu şekilde gerçekleştirdiler. Süheyla, İhsan'a deli gibi aşık (hatta hala devam ediyor). Sevdiği adamın çocuğunu doğurmaya karar veriyor. İhsan'ın babasının bu duruma kesinlikle izin vereceğini zannetmiyorum. Muhtemelen tehditte etmiştir Süheyla'yı. Ve İhsan bu durumu kesinlikle bilmiyor. Süheyla ona söylemedi, hamileliği farklı bir şekilde aksettirdiler İhsan’a. Ökkeş, İhsan’ın babasının talimatıyla aldı çocuğu. Hem şimdi Teyze Hanım, sevdiği adamdan olan çocuğunu arıyor. İhsan'a da çok fazla kızmadan yapıyor. Yani kin güdüyordu ama İhsan'a değil asıl kin babasına. chagall / 7 Şubat 2008 ![]() ersa / 7 Şubat 2008 |

![]()
kardelen2086 / 23.06.2008
![]() Ola ki Aslan gerçeği ortaya çıktığında… İhsan herkesten daha bir şaşırıp, hayatının şokunu yaşayacak. deren1970 / 7 Şubat 2008 ![]() İhsan bunu nasıl bilmez? Süheyla’ya sormaz mı bu çocuğun babasının kim olduğunu. İhsan çocuğun babası değil ama kimin olduğunu biliyor. Ökkeş Efendi’nin bu kadar ince düşünülmüş planlar yapacağını sanmam. nicksiz / 7 Şubat 2008 ![]() chagall / 7 Şubat 2008 ![]() alperim / 7 Şubat 2008 ![]() BestFan / 7 Şubat 208 |

![]()
asiyemm / 26.10.2011
![]() Ağustos Böcüğü / 7 Şubat 2008 ![]() 1) Karısı da az önce doğum yapmıştır ve bebek ölmüştür. Ökkeş karısına bebeğin öldüğünü söyleyemediği için, bu çözümü bulmuş olabilir. Zaten Süheyla tecavüz sonucu olan bebeğini istememektedir. Ökkeş de böylece kimse zarar görmez diye düşünmüştür. 2) Yusuf Ağa Ökkeş'e Süheyla'nın bebeğinden "kurtulmalarını" emretmiş olabilir. Ökkeş de çocukları değiştirerek, hem karısını üzmemiş, hem de patronunun emrini yerine getirmiştir. Alexia / 7 Şubat 2008 ![]() MİHRİMAH / 7 Şubat 2008 ![]() Ağustos Böcüğü / 7 Şubat 2008 ![]() Elini attığı her işi kurutmuş. Çevresinde olan her şeye gözünü kulağını tıkayıp masal dünyasında yaşamış. Hızımı alamadım nereye dalacağımı şaşırdım vallahi… daha saysak neler çıkar neler! Ee tabi kimsenin etlisine sütlüsüne karışmayınca otomatikman çevre esnaf tarafından iyi bir adam etiketi de yapıştırıldı. eleren / 7 Şubat 2008 ![]() Bense her geçen bölüm, İhsan'a daha da sinir olmaya başlıyorum. Pek çoğunuz tam tersini düşünse de, ben İhsan'ın evlat ayrımı yaptığını, geçmişte de yani babası ölmeden önce de, çok pasif bir insan olduğunu düşünüyorum. Ayrıca 15-20 senede babasının tüm servetini eritmeyi başardığına göre, kötü bir işletmeci ve çiftçi olduğunu düşünüyorum. Tabi şimdi bu 20 yıllık kötü çiftçi, bir anda Demir'in çiftliğinde, kendi çiftliğinde hiçbir zaman yaratamadığı mucizeleri yaratacaktır, orası ayrı. Alexia / 7 Şubat 2008 |

![]()
[d] / 2008
![]() Asi ikilemde kaldığında ilk tercihini babasından yana yapacaktır. Sonra kafasını duvara vura vura gerçeği görecektir. Ağustos Böcüğü / 7 Şubat 2008 ![]() Demir İhsan'ın yaptıklarını Asi'ye anlattıkça, Asi babasının yaptıklarına inanmak istemeyecek, Demir'e kızacak. Her evlat anasını babasını çok sever, ama Asi'nin durumu biraz daha farklı. Sonuç olarak, dizinin 2 sene sürebilmesi için, Asi-Demir ilişkisinin birkaç kez bozulması gerekecek, bence bu bozulmalar için Asi'ye aşık olacak bir adama, ya da Demir'e aşık olacak bir kadına hiç gerek yok. İhsan yeter de artar. Alexia / 7 Şubat 2008 ![]() Aslan, İhsan'ın oğlu olmasa, Yusuf Ağa o kadar oyunla niye uğraşsın. Adam tomarla para vermiş sağa sola. Sonra, Ökkeş'e niye aldırdı çocuğu, sonuçta Aslan adamın torunu öyle veya böyle. Hem oğlu bilmeyecek, hem de çiftlikte onun yanında büyüyecek. Toruna sahip çıkıyor. İlerisini de düşünmüştür Yusuf Ağa. Ya Süheyla çocuğu alıp gitse (torun uzağa gitmiş oluyor) Veya bir gün canına tak etse İhsan bu çocuk senin dese. İkisini de göze alamamış. En temiz yol olarak (ne kadar temizse artık) bebeği öldü gösterip, yine de yanında tutmuş. Komplo teorisi gibi oldu! chagall / 7 Şubat 2008 ![]() GULBEYAZ76 / 7 Şubat 2008 ![]() bimkolik / 7 Şubat 2008 |

![]()
funda
![]() Asi’yeDemir / 7 Şubat 2008 ![]() Belki o düşünceli gördüğümüz sahnede Asi’yle aslında hiç bir zaman gerçek anlamda bir aşk yaşayamayacaklarını düşünecek. Tam bu karara varmışken Asi duygularını açıklayacak. Demir orda "Kozcuoğlularına olan nefretim dinmedi, sanırım hiçbir zaman da dinmeyecek" vs. gibi bir şey diyerek Asi’yi kendinden uzaklaştırmaya çalışabilir. Vamos / 8 Şubat 2008 ![]() Öncelikle niveanın tüyosunu çürüteceğim için kusura bakmasın ama bundan sonra kesin şeyleri yazmayı öğrenir umarım. Nivea'nın da dediği gibi Süheyla'nın oğlu kesin olarak Aslan fakat babası İhsan Bey değil, Yusuf Ağa'dır. İhtimallere gelince önümüzde 3 ihtimal var; 1. si bir süre çocuğun babası Cemal Ağa yüzünden İhsan Bey zannedilebilir. 2. si bir süre başka birisi Süheyla'nın oğlu zannedilebilir. (başka birisi Asi - Demir için bir engel oluşturmayacak, en azından 3. bir kişi olarak) 3. sü Süheyla'nın gerçek oğlu yani Aslan olduğu artık ortaya çıkabilir. Ama kesin olan bir şey var ki, Süheyla'nın oğlu Aslan ve babası Yusuf Ağa. Neslihan17 / 8 Şubat 2008 ![]() Süheyla'nın Kozcuoğlu nefreti de böylece anlam kazanmış oluyor. Tabi bu Kozcuoğlu nefretinin, sadece Kozcuoğlu kızlarını kapsayıp, İhsan'ı kapsamaması da ayrı bir mesele. İhsan Süheyla'yı düşünerek, gerçeği Cemal Ağa’ya itiraf etmez. Sonuçta bu durum açıklanacaksa bu Süheyla'ya düşer. Cemal Ağa da Süheyla ve İhsan'ın sessizliğinden, çocuğun babasının İhsan olduğu sonucuna varabilir (çoktan vardı zaten). Nişan gecesi olan yüzleşmeden ne çıkacak bakalım. Alexia / 8 Şubat 2008 ![]() Alexia/ 8 Şubat 2008 |

![]()
ante / 2008
![]() Ama Ökkeş ve İhsan'ın vay haline. Öz ve üvey annelerine çok tepkili olmaz çünkü her ikisi de bu olayda kurbanmış. Ama Aslan'ın zaten pek yerinde olmayan psikolojisinin iyice bozulacağı da yadsınamaz bir gerçek. Aslan'ın öfkesinden nasibini alacak olanlar yandı. Acaba bir ihtimal Aslan öfkesini dışarı vurmak yerine, bir süre içine kapanır mı? Kendim söyledim ama kendim bile inanamadım buna Acaba Demir ve Kozcuoğlu kızları bu konuda neler düşünecek? Tabi bir diğer önemli konuda, İhsan'ın bebeğin akıbetinden haberdar olup olmadığı. Çocuğu değiştiren Ökkeş'ti ama İhsan bu durumu biliyor muydu? Göz göre göre kardeşinin yanında işçi olarak çalışmasına izin mi verdi? Yoksa gerçekten de kardeşinin öldüğünü mü sanıyordu? Ama İhsan ve Ökkeş'in konuşmalarından, İhsan'ın her şeyi bildiği sonucu ortaya çıkıyor. Yoksa Ökkeş neden İhsan'a ben buralardan gideyim mi diye sorsun? Alexia/ 8 Şubat 2008 ![]() Her iki durumda da İhsan'ın başı çok ağrıyacak. Cemal Ağa çocuk İhsan'dan biliyor. Bunun için uğraşıyor. Amaç İhsan'ı, çocuklarının ve ailesinin yanında düşürmek. Kardeşini yanında çalıştırmaya gelince, değişik huyları olan Aslan'a yeterince hoşgörü gösteriyor zaten. Ayrıca Aslan Ökkeşlere verilmiş fazla ilgi gösteremez. tarcin / 8 Şubat 2008 ![]() Alexia/ 8 Şubat 2008 ![]() Hiç bir gerçek gizli kalmaz. Nasıl olurda İhsan gibi bir adam (!) kardeşinin bu tarz bir yaşam sürmesine göz yumabilir. Acaba kardeşini kazanmak için hiç bir çaba sarf etti mi? Yoksa oluruna mı bıraktı her şeyi. Aslan sevgi isteyen, ilgi bekleyen bir karakter. Biraz sabırla çok rahatlıkla şekillendirebileceğin bir karakter. Bakınız Melek’e yaklaşımı. Ben İhsan'dan Aslan'a sürekli bir tavır alma durumları gördüm. Sadece Suriye dönüşü geçmiş olsun ziyaretinde bir sıcaklık gözlemledim o kadar. Acaba Aslan'ın geçmişte tutkuyla sevdiği kadının oğlu olması mı uzak tuttu İhsan’ı? Muhtemelen Aslan'a her baktığında geçmişin karanlık yüzünü görüyor ve kendi acizliğini hatırlıyordur. Çok hoş olmayan bir duygu olsa gerek. Ağustos Böcüğü / 8 Şubat 2008 |

![]()
funda
![]() İhsan çocuğun alındığını biliyor. Acaba kardeşi olduğunu biliyor mu? Bu da bir sorun. Susmasının altında ki neden budur belki. sude9 / 8 Şubat 2008 ![]() chagall / 8 Şubat 2008 ![]() Anlaşıldı ki Aslan Süheyla'nın Yusuf Ağa'dan olma oğlu. Bir sorun yok. Olabilir. Anlayamadığım ise Yusuf Ağa Aslan'ı neden Ökkeş'e vermiş bir ırgat olarak yaşamasına müsaade etmiş. Hele ki çocuk erkek. Ben Yusuf olsam param da var nasılsa, katarım çocuğun yanına güvendiğim birini yollarım bir büyük şehre, iyi eğitim almasını sağlardım en azından. Geleceğini güvence altına almak isterdim. Peki, İhsan'a ne demeli? Neden gerçeği Süheyla'dan gizledi. Nasıl bir annenin çırpınışlarını görmezden gelip başını kuma gömdü! Yusuf Ağa belki çok acımasız insanların hayatlarıyla oynayan bir adamdı. Ama İhsan'ında yaptığı çok mu farklı. Tek farkı var belki. O da zarafetle yapması. Baksanıza Süheyla dahi olayın içinde olabileceğini düşünmüyor. Dua edelim İhsan gerçeği bilmiyor olsun. Aksi takdirde bitmiştir. Son tüyo ayrıca beni hayal kırıklığına uğrattı. Daha ilk bölümden tahmin etmiştik baba ve oğulu. Sanırım senaristlerimiz, fragmancı ve özetçi arkadaşlar gibi ters köşeci değil. Benim gönlümden geçen tabloyu da hemen yazayım. Ben babanın İhsan, çocuğun ise Defne olmasını çok isterdim. Neriman'ın en sevdiği çocuğu Defne'nin aslında kendi çocuğu olmadığını öğrenmesi, Süheyla’nın ise Kerim'in yanlış tercihinin aslında kendi çocuğu olduğunu öğrenmesi pek manidar olabilirdi. Bu İhsan'ında suskunluğunu daha iyi açıklayabilirdi. Ağustos Böcüğü / 8 Şubat 2008 ![]() sude9 / 8 Şubat 2008 |

![]()
tugi_gs / 14.07.2008
![]() GULBEYAZ76 / 8 Şubat 2008 ![]() cave77 / 8 Şubat 2008 ![]() GULBEYAZ76 / 8 Şubat 2008 ![]() Znr / 8 şubat 2008 ![]() bugs_buny / 8 Şubat 2008 ![]() TUBASI / 8 Şubat 2008 ![]() *bahar* / 8 Şubat 2008 ![]() tarcin / 8 Şubat 2008 ![]() Tabii Demir böyle bir şeye izin verirse. Ben Demir'in Asi'ye deli gibi aşık olmasını istesem de, o sert ve gururlu duruşunu kaybetmesini, aptal aşık hallerine girmesini asla istemiyorum. Sevgisi de yine Demirce olsun. Arada Kerim takılsın tabii ama öyle şamar oğlanına dönen esas erkek karakteri hiç olmasın. bimkolik / 8 Şubat 2008 |

|

![]()
funda
![]() Demir için aşk bir hep. Asi için de kendisinin bir hep olduğunu biliyor. Ama hep olduğunu Asi'den açıkça duymak, görmek istiyor. Onun içinde ulaşılmayı biraz uzatıyor sanki. Hep olduğumu gözlerinde görmek sözlerinde duymak istiyorum diye gözleriyle sözleriyle bağırıyor. CEYHAN / 12 Ocak 2010 ![]()
İlk görüşleri.
Zamanlar, mekanlar, dünya yaşananları içinde Asi ve Demir ilk kez bu yolda karşılaştı. Burası, onların kesişme noktası olacaktı. Onlar bu kesişme için doğdular, bambaşka hayatlarda birbirlerinden habersiz yaşadılar. Ama o anda… o noktada… oradaydılar. Mevcudiyetlerinin sebebi buydu, olmak zorundaydılar. Demir’in onu ilk görüşü. ‘Ne bu?’, ‘Kim bu?’ Defalarca seyrettiğim bu kareler, bambaşka şeyler söylüyorlar bana bu sefer. Cam ardından bakan gözlere takılıyorum. “aman tanrım” diyorum, cam ardındanmış ilk bakışmaları. Sona varmadan anlamadım gerçeği. Oysa ağız arıyormuş Asi-Demir’e mal olacak hatıraları. Nasıl da orda, üşenmeyip art arda dondurunca kareleri. Olanca açıklığıyla ‘etki’. Ne tehlike, ne adrenalin, ilk etki noktasıymış bu nokta, gözlerinin cam ardından kesiştiği. Meğer ilk birliktelikleri.
İlk dokunuşları.
…dalıyor nehre. Kızı artık dibe kaymak üzereyken yakalayabiliyor ancak Demir. Kararlılıkla kavrıyor belinden. Nehir kıyısına kulaç atıyor. Kıyıya vardıklarında, kucaklıyor ve tümseğe taşıyor onu. Her ikisinin de üstünden sular akarken… Suni teneffüse başlıyor. Onu kaybedemez. Kaybetmemeli. Yaşatmalı. Her ikisinin de dudaklarında Asi Nehrinin tadı, yol bulup tek ciğerdeki havayı birlikte soluyorlar. Vazgeçmiyor. O Demir’e geri ‘gel’ene kadar, iki kişilik yaşıyor soluklarında. Hazırlıksız ne var ki, iki kişinin bir olduğunu tatmaya bu kızda. Şimdi değil. Şu anda değil. Böyle değil. Neler oluyor ona? Kızın öksürmeye başlamasıyla çekiliyor onun ağzından parmakları. Ama hala bir eli kızın boynunda. Birlikte verdikleri mücadeleden Asi habersiz ama bu yaşam savaşında, Demir her ikisi için soluk soluğa. Solukları sertçe yalıyor kızın yüzünü, beklenmedik yakınlaşmalarıysa ruhunu. Göz gözeler. Demir her zaman suskun suskun olmasına ama bunun dışında, fark ediyor ki, soluklarında yaşadı, yaşama tutundurmaya çalıştığı, hala ellerindeki bu sırılsıklam beden. Ölümcül mücadelenin artlarında kalmasıyla bu yakınlığın ruhuna dokunmuşluğunu fark ediyor. (e.min yorumlar 1.bölüm)
İlk duyuşları.
Demir’in Asi’ye ilk seslenişi. İlk sözel iletişimleri. Birbirlerinin dudaklarında, ruhlarında teklifsizce gezinmişliklerinden saatler sonra bir merhaba da geliyor birbirlerini ilk duyuşları. “Merhaba.” Bu muymuş diye düşünüyorum merhabanın sırrı. Defalarca irdeleyeceğim onların bu üç sözcüğü telaffuzunu. Hemen gidip bulmalıyım yazdığım versiyonlarını. (e.min yorumlar 1.bölüm)
İşte biri…
“Seni çok merak ettim. İyi misin? Dönüyor musun?” Demir’in merak ettiği ise çok daha başka bir şey. “ Dün gece aradım, neden açmadın?” Eşinin telefonu duymadığını söylemesiyle rahatlıyor biraz. Kasıtlı bir açmama yok. Çok da uzatmıyor meseleyi. sonrasında sorduğu soru çok basit ama ses tonu “bir kaçamağa davet”i çağrıştırıyor bana. “evde buluşalım mı?” diye sorarken kelimeleri yutuyor sonuna doğru. O “buluşma” kelimesinin ardına neleri, neleri saklıyor. Bu basit konuşmayı dönüp dönüp dinliyorum. Onların da birbirlerini o an için göremediklerini sadece hayallerinde canlandırabildiklerini düşünerek gözlerimi kapıyorum. İlk sözel iletişimleri beliriyor görüşümün karanlığında. Savoy Oteli’nin bahçesinde, Asi arabanın kasasındaki yem çuvallarını kontrol ederken Demir’in otelden çıkarak onunla ilk konuştuğu ana, birbirlerinin seslerini ilk duydukları ana dönüyorum. Gözleri güneşten mi kamaşmış, kısılmış. Yoksa Asi’nin saçlarındaki yansımasından mı, Demir’in? Sonraları öğreneceğiz ki o bir su çocuğu ama aşkı, referansı güneş toprak ve rüzgar olan bir kadında bulacak. Tabiatın döngüsünü en iyi ifade eden yağmurda buluşacaklar birlikte. Ama şu an fark ediyorum ki konuşabilmek dışında iletişimin her boyutunda inanılmaz başarılılar. Gözleri, bedenleri, mimikleri, sesleri… her enstrümanı inanılmaz başarılı kullandıklarını biliyorum. Bilmediğim şey ise neden bir ‘lanet’ gibi benim bunları inanılmaz derinden algılıyor olmam. (e.min yorumlar 53.bölüm)
Ve versiyonlarından biri daha.
Beş sene başkalaştıramamış özlemlerini. Akın ediyor ikisinin de gözlerine. Çırpınıyor serbest kalmak için. Mecnun bir ‘merhaba’ya bir aşk sığdırıveriyorlar. O ‘merhaba’yı… sessiz bir çift aşığı dinliyorum… tekrar tekrar dinliyorum onların bu hallerini yakaladığında ben. Bıkmadan usanmadan dinliyorum. Yüreklerinin sesi ulaşıyor o ‘merhaba’yla. Özlem gözlere sarıyor, seslere sarıyor, dönüşüyor bir ‘merhaba’ya. (e.min yorumlar 58.bölüm)
İlk tadışları.
Demir, Asi’ye ters gitmekten, yorgun onun kışkırtıcılığıyla mücadele etmekten. Vazgeçiyor, uzak durmaktan. Aşka karşı koymaktan. Tutuyor onu kolundan. Çekimse çekim işte, çekiyor Asi’yi Demir’e. Onu gördüğü ilk andan beri olmasını istediği yere… dudaklarına. Öpüyor ağzından. Çitleri aşıp yeşili, tadıyor en nihayet Demir’i. Hayallerin sarmalı bir masaldı yaşadıkları. Gerçekse masalları kıskandıracak kadar çarpıcı. Asi, Demir’den gerçeği istemekle ne kadar haklı. Güneşe, yağmura, rüzgara sahip olmak gibi Demir’in dudakları. Doğduğundan beri yaşadığı her şey, onu öpüşünün bir parçası. Kainatı başlatan da böyle bir şey olmalı. (e.min yorumlar 14.bölüm)
Birbirlerini koklayışları…
Asi’nin parmakları Demir’in yüzünde, boynunda, saçlarında... ensesinde. O kadar beklediler ki bu yakınlık için, birbirlerini koklayarak başladıkları temasları taşıp vahşi bir deniz gibi, dalga dalga vuruyor dudaklarına. Acele etmek istemiyor gibiler ama durmaya da güçleri yok. Bir ara Demir’in o güzel yüzü ihtirasla çirkinleşiyor. Dudaklarının bir dargın bir barışık hamleleriyle, aşklarının hikayesini yazıyor Asi’nin dudaklarına. Demir’in elleri, Asi’nin serbest bıraktığı saç örgülerinde, düğmelerinde, kemerinde. İlişkileri boyunca ilk defa aşkları gözlerinin, hayallerinin ötesinde artık, dudaklarında. Asi’nin dudakları nerede bitiyor, Demir’in dudakları nerede başlıyor… öpülmekten hırpalanmışlığına rağmen Asi’nin gözleri hala sevgilisinin dudaklarında. Daha fazlası için sessiz bir yakarış içinde. Asi toprağından ayrılıp, bilmediği sulara yelken açıyor bu gece. Rüzgarı aşk, suyu Demir. “Demir, durmaz seninle gelirdim” diyen kız işte tam da orada. Onunla gitmeye hazır. Belki ilk defa bu gece ona hiç itiraz etmeyecek. Belki bu gece ilk defa onun kendisine egemen olmasına izin verecek. Belki bu gece ilk defa sorgusuz sualsiz kendini emanet edecek. Bu gece, Asi toprak Demir su… bu gece tapınır gibi... yağmur sabaha kadar yağacak, toprak suya kanacak… bu gece Demir, suyun dördüncü hali olacak.
Fazla uzattım biliyorum ama kesemedim onları. O kadar dikkat çekici ki başkalıkları… bir seyircilerine yazdırabiliyorlar bunları. Bir ‘hiç’i ‘hep’ yapabildi aşkları. Ve çok daha fazlası… aynaya yansıttıkları. Değiştirilmesi mümkün olmayan… e.minim hepimizdeki, o ‘ilk intibalar’ı. Asi-Demir farkı. Hak etmiş bütün bu ulaşılmazlığı. e.min / 14 Ocak 2010 |
