
![]()
funda
![]() sinem* / 9 Kasım 2007 ![]() mss.ecem / 9 Kasım 2007 ![]() karafirtina / 9 Kasım 2007 ![]() medsul / 9 Kasım 2007 ![]() mss.ecem / 9 Kasım 2007 ![]() Hiçbir oyuncuyu unutmamak, ne projeleri varsa izlemek de görevlerim arasındaymış gibi... Tuba ve Murat'ı daha çok sevmek gerekirmiş gibi...(öyle de oluyor zaten) ''Bir dizi sadece '' ifadesine isyan ediyorum… ‘Hadi be sende’ diyorum kendimden emin bir şekilde... Şimdi televizyonda dönenler diziydi... Bu izlediğimiz bir dizi olamazdı... O burnuma gelen kokuda başkaydı... Toprağın mı aşkın mı sevdanın mı kokusuydu (hangisini dersek diyelim) o hala çıkamadığım büyü... Ne zaman yağmur yağsa Asi ve Demir geliyorsa gözlerimin önüne bu sıra dışı gerçeküstü bir şeymiş... Şimdi daha çok anlıyorum... tubasi / 11 Ekim 2009 |

|

![]()
funda
![]() Aytu / 10 Ekim 2009 ![]() Asidemir’i aşkın tarifi yapanda bu değil midir… bakışları, beden dilleri, o muhteşem dokunuşları ama önce ruhen sonrada ellerin yüzlerde, kulaklardaki uyumu… burunların, alınların sevgi dolu buluşmaları… Aşkın tarifi benim için asidemir. Onlar artık bir masal kahramanı benim için, asla unutamıyacagım… hep kalbimde özlemle bekleyeceğim bir gün başka bir masalda da olsa yine beni sarıp sarmalasınlar aşkı anlatsınlar diye. Ama bir şeyi üzüntüyle fark ettim ki, ilk bölümleri şimdiki gibi izleyememişim… yani yürekten görünenin ardına bakarak… Gerçi ilk bölümden asidemir güzelliklerine takılıp kalmıştım ama bu kadar derinlerine görünenin ardındakilere bakmak başka bir güzellik katıyormuş asidemirime... İlk bölümlerin tadı bambaşkaymış daha ilk bölümlerde, bakışlar dokunuşlar o kadar güzel ve öylesine işlemiş ki yüreğime şimdi onlardan neden vazgeçemediğimi daha iyi anlıyorum… muratuba da can bulan asidemir ve aşkları benim için ölümsüzleşen bir anı… güzellik artık… demirasiii / 10 Ekim 2009 |

![]()
funda
![]() Ya yağmur altındaki dansları… hele Demir’in gelişinden itibaren bir şölendi hepimiz için. Nasıl içer gibiydi Asi’nin yüzünden akan her damlayı. Sonraları hep bu hallerini hatırladı zaten ilk aşık olduğunu idrak ettiği yer bu yağmur sahnesiydi sanırım. Ya Hüseyin’in vasıtasıyla burun buruna nefeslerinin karıştığı ikisini de darmaduman eden yakınlıktaki sahne! Orada da tezahürat yaptığımı hatırladım holigan seyirciler gibi 'öp öp öp ' ama olmadı tabii. Demir İhsan Beylerin çiftliğine gidip de hesap sorduğunda Demir’in Asi’nin gözünün içine bakıp da sonrada bakışlarını yere çevirdiği sahnede, ben hep bir burukluk hissetmiştim hakikaten ama çözemiyordum nedenini… ama dün akşam okudum . Gerçekten de ilk vazgeçişlerinden biri de buydu Demir’in Asi’den. Demir'in bakışları Asi'ye o kadar kuşatıcı, esir edici ve de yakıcı ki bakışlarını çevirdiğinde başka bir yere, Asi’ninde -şahsen benimde -buz gibi olurdu içim. Dün nedenini çözdüm sonunda o burukluğumun. alina / 10 Ekim 2009 |

![]()
funda
![]()
Kendi yaşanmışlıklarından, geçmişim dediği yıllar ve anılar birikiminden vazgeçebilir mi insan? Hele ki bunlar çok güzel, çok özelse… İşte bu yüzden ben de vazgeçemiyorum onlardan, biliyorum ki hepimiz için de aynen geçerli bu durum. Biz bir şekilde hem Asi hem de Demir olduk, ötesi yok, onları onlarla yaşadık. Ve işte bu yüzden bu kadar bağlı, onlardan kopmaya bu kadar uzağız. Çünkü asidemir, biz ne “yaşadıysak” bu süreçte, onun adı oldu artık… Ve diğer durumlardaki gibi “kendimiz” olarak devam edemiyoruz yola, mutlaka bir “asidemir” de ekleniyor yanımıza… Ribelle / 14 Ekim 2009 |
