Sample picture
 
Bu kadar yeterli mi? Sorun bitti mi? Kime soruluyor bu soru? Bize mi, Asi’ye mi? Bu kadar yeter... hatta yeterden fazla. Ama Demir’in kollarındaki kız “Bilmiyorum” diyor... Dansları bitiyor. Demir’de bir sorgulama... “Şefiniz mi azarladı... garsonluğu mu sevmediniz... sorun ne?”... İşiyle ilgili değil... Demir’de kızın rahatladığını görüyor bir parça... yapabileceği bir şey yoksa gitmek istiyor artık o da. Dans için teşekkür ediyor kıza... aldığı yanıtsa bir dans teşekkürüne gelemeyecek kadar fazla... “Hayatımı kurtardınız!”... Allah allah... neler oluyor... kız uzaklaşıyor yanından hızla.

Demir arabasına dönüyor... birkaç dakikalığına kendi sorunundan uzaklaştı ama geri geldi işte herşey bakışlarına. Asi ile aynı yerde durmadıkları bir yer daha... bir kez daha. Öfkeyle kolyesini çıkarması zaten onu böldü. Gidip geliyor gururuyla aşkı arasında. Bir de yerine Ali’nin kolyesini takmasını hazmetmesi mümkün değil. O bir sözdü aralarında... sıkıldı mı gerçekten, yoruldu mu o sözü taşımaktan ... pişman mı yoksa? Bu garip yaşananlarda, tanıdığı Asi’yi bulmaya çalışıyor karşısında... Ne badireler atlattılar... sevdiğinin duruşlarını bilir... ama kesinlikle yabancı şu anına. Sorular dörtdönüyor kafasında... çoğalıyorlar o sıraladıkça... kıskandırmak için yapıyor olabilir mi bunu. Güvenini sarsmış olsa dahi, yine de yakıştırmıyor ona böyle bir şeyi. O zaman, Ali’ye kayıyor olabilir mi... Yooo... bu da, her bir hücresinin reddettiği bir yakıştırma oluyor bu akşama. Ama olanların da başka bir açıklaması yok galiba... İçindeki sesler çekiştirip duruyor düşüncelerini bir o yana bir bu yana. Arabasında ... oturuyor hala... gözleri böyle dalmış, neler oluyor diye oturabilirdi daha da... ama... bir hareketlenme ilgisini çekiyor park alanında... Biraz evvel onu dansa zorlayan kız koşarak geçiyor önünden... bir genç ardından da. Arabasını çalıştırıp, düşüyor peşlerine o da... kızın korku dolu sözlerini hatırlıyor, hayatını kurtarışıyla ilgili... aldırış etmeyip bu telaşa bırakması mümkün değil onu tek başına. Koşmaktan nefes nefese kalan kızı alıyor yanaşıp arabasına... yetişemiyor kızı takip eden kişi onlara.

Aracını şehre doğru sürüyor Demir... kaldığı yere bırakacak kızı. Doğal olarak sorunu da öğreniyor yol boyu. Kızın adı Zeynep... peşindeki Galip, onunla zorla evlenmek isteyen kararlı bir delikanlı. Babasından istemiş kızı. Dükkan açmak için paraya ihtiyacı olan baba da, sırf bu yüzden evlenmesi için Zeynep’e baskı yaptı. O da ailesine karşı çııkıp evden kaçtı. Başka çare var mı? Demir onu şehirde kaldığı otele getirdiğinde, hiç uygun bulmuyor bir genç kız için burayı. Galip’inde onu burada kolaylıkla bulabileceğini düşünüyor... kızı Kuşlu Ev’in güvenli ortamına getiriyor. Ertesi gün de Mersin’deki arkadaşına gitmek üzere otobüse bindirmeye söz veriyor. Zeynep’e telefon numarasını veriyor... yalnız başına korkup korkmayacağını soruyor... “birşey olursa beni ara” diyerek, çiftliğe gitmek üzere evden ayrılıyor.

Davet devam ediyor... Asi sıkkın... ama ev sahibine itiraf edemiyor. Keyfi yok gibi ama bunun dışarıda vakit geçirmeye pek alışık olmayışından kaynaklandığını söylüyor... Asi, Ali ile konuşurken Demir’in gittiğini öğreniyor... şaşırıyor. Biraz evvel dans ederken gördü onu bir kızla... o kızla mı gitti sanıyor? ... ... Kerim ve Defne, dans ediyor. Kerim’in aklı Demir’de. Demir’in bu akşam yüzü görülecek haldeydi yine... ama ne yapabilirler ki, bu ikisi arasında bir şey... gerçi Ali Bey’de Asi’ye soluk aldırmıyor, bu kadar tesadüf hayret edilecek şey. ... ...Leyla ve Melek, ellerinde birer kadeh şarap katılıyorlar Asi ile sohbet eden Ali’ye... üzmemek için çok bahis konusu yapılmayan ‘kolunu’ soruyor Ali, Melek’e... Artık böyle şeylerin tedavi yollarının genişlediğini, bir arkadaşının benzer bir sorun yaşadığını söylüyor Ali... Melek’den bahsetmiş ona da. İsterse rahat bir zamanında detaylı anlatabilir Melek’e... numarasını kaydediyor onun cebine, kendi elleriyle. Herkese mavi boncuk dağıtan bir tip Ali... buradan mı geliyor ilişkilerindeki parıltı?

Davet dağılıyor yavaş yavaş... İki gece böyle üst üste, yordu Kerim’i de... mışıl mışıl uyuyacak, herkesi bırakıp evine. Ali kızları evine bırakmayı teklif ediyor... gitsin uyusun o erkence. Ama olmaaaz... Baldızını evine teslim etmesi gerek... ayrıca Melek’de ona emanet... Bu işler Fransa’daki gibi olmuyor öyle... Ali’ye, haddini bil der gibi tatlı tatlı Kerim’de.

Kızlar sağ salim evlerine teslim ediliyor... Melek yatmamış, elinde kitap bahçede Demir’i bekliyor... Melek bilmiş bilmiş abisine takılıyor...”Partiden niye erken ayrıldın diye sormayacağım ama eve de bizden geç geldin!”... Bu sahnede ne muhteşem şeyler oluyor... “Ooooo”... Demir’in yüzüne bir gülümseme geliyor... “Benim küçük meleğim abisini kontrol mü ediyor?”... Sevginin verdiği böyle bir özgürlük bu işte... Demir, ne zamandır abiler kardeşlere hesap verir oldu, diye sormuyor... Sorgulamak için minicik yüreklerde dev gibi sevgiler boy veriyor. Melek, Demir’e iyi geceler diyebilmek için beklemiş biraz... ne var bunda... ama abisi geldi artık ya, gönderiyor onu uykuya. Bu sevgiyle doyurulamayan bir şey var ama onda. Özlemi kardeşçe sevgilerden fazlasına... Asi’nin olduğu bir dünyaya... Asi’nin sevgisiyle sarmalandığı bir yaşam hayal ediliyor o anda. Asi’ye gelinen bir ev... birlikte gidilen bir yatak... huzurlu bir akşam aşkla. Durduramıyor ama huzuru, aşkı, Asi’yi yanyana. Bu mümkün olabilecek mi acaba... Merakla yol gözleyen bir Asi çok ama çok uzak ona.

Asi odasında... Ceylan çoktan dalmış, kimbilir kaçıncı uykusunda. Ne gelen bir telefon var ne de bir ses, “sesini duymak istedim” diyen kulağında... bir dua gibi mırıldansın adını... bozmadan Asi’deki Demir’i kaymak isterken uykusuna... takılsın kardeşi, Demir’le olan konuşmalarına... Yalnız hissediyor kendini, mutsuz hissediyor... Geçiyor aynanın karşısına... bugün kabalık etmemek için taktığı Ali’nin doğumgünü hediyesine uzanıyor parmakları... çıkarıyor bir hamlede, bırakılıveriyor muhafazasına. Kafese konmuş gibi hissediyor kendisini... bir başka kutuya uzanıyor ... hemen oracıkda... başucunda... neler barındırıyor o kutu kuytularında. Aşkını emanet etti Asi ona. Altını parlıyor bordoluklardan ona... kadifenin ipek dokusu bile aratmış Asi’nin tenini o altına... şifa dokunuşlarla uzanıyor ona. Bu gün altınını arananan Demir görüntüleri... Demir sözleri... gitmiyor gözünün önünden, kulaklarında çınlıyorlar hala. Kala kala bunlar mı kaldı aşkından ona. Ne olacak sonları... Demir’le herşey gittikçe daha da içinden çıkılmaz hale geliyor adeta.

Ertesi sabah... Kuşlu Ev’in kapısı çalınıyor... Demir geliyor. Yiyecek birşeyler getirmiş. Mersin biletini de almış... hemen çıkıyorlar. Önce otele gidip Zeynep’in eşyalarını alıyorlar. Otobüs terminaline geldiklerinde Zeynep, Mersin seferine binen yolcuları gözleyen Galip’i farkediyor... Demir “Şununla bir konuşalım bakalım” dese de Zeynep onu zorla uzaklaştırıyor. Bir faydası olmayacağını biliyor. Ama Galip bu arada onları görüyor. Arabaya geri dönen Demir ve Zeynep’i takip ediyor, yetişemese bile, Demir’in aracının plakasını almayı başarıyor. Zeynep’in otobüs ile gidemeyeceğini anlayan Demir, onu Kuşlu Ev’e geri getiriyor. Günü burada bekleyerek geçirecek Zeynep... Demir de akşam iş çıkışı gelip onu alacak ve arabayla Mersin’e götürecek... böylece anlaşılıyor. Zeynep’in alternatifi yok... razı geliyor.

Demir bu işlerle uğraşırken işe gecikiyor... Daha yerine oturmadan, sekreteri elinde dosya onu takip ediyor... hemen peşine Kerim ve Defne geliyor... Demir’in dikkati önündeki dosyalarda... Kerim söylenerek girdiği için farkediyor ama Defne’yi sonradan görüyor...
Kusura bakmasın Defne, kafasının çok karışık olduğunu söylüyor. Defne, Demir’in de Asi’ninde kafasının epeyi karışık olduğunu biliyor son günlerde. Zaten onun için burada. Demir’in konuşmazlık duvarını aşabilecek mi bilmiyor ama soruyor... “Neler oluyor?”... Demir’in bu sorgulamadan hoşlanmayacağını bilen Kerim “Vallahi engel olmaya çalıştım Demir. Ama beceremedim. Gördüğün gibi Defne kararlı, hesap soracak.” diyerek kendini aklamaya çalışıyor. Oysa hesap sormuyor Defne... sadece üzülüyor. Demir niye Asi ile açık açık konuşmuyor? Niye olanları anlatmıyor? Demir’in böylesi sohbetlerde pratiği yok... hesaplaşmaları hep kendi kendiyle. Ne desin Defne’ye... Ne zamandan beri anlatmaya çalışıyor Demir olanları Asi’ye, ama pürüzler çıktı hep önlerine... artık sadece Demir’in müdahale edebileceği bir mesafeden fazlaca uzaklaştılar birbirlerine. “Bunları daha sonra konuşsak olur mu? “ diyerek ötelemeye çalışıyor Defne’nin merakını... anlıyor da bu kadını, biliyor Asi’yle Defne’nin yakınlığını.

Defne yansız bakabiliyor onlara... zaman kaybettiklerinin farkında. Söylemekten de çekinmiyor. Demir savunma ihtiyacı mı hissediyor kendini... bir suçlama mı hissediyor bu ‘daha sonra’nın altında yatanlarda. “Defne ben çaba gösterdim. Anlatmaya çalıştım. Ama Asi’nin ilgi alanları çabucak değişti. Ona ulaşmak kolay değil artık.” Bölük pörçük de olsa netleştirdi bu yargıyı kafasında. Defne ise iki cümlenin yeteceğini düşünüyor herşeye... “Tezyem intihara kalkıştı. Ona söz verdiğim içinde sana söyleyemedim Asi...” böylece herşey aydınlanır. Bu kırgınlıkları da kapanır gider. Ama Demir’in yüz ifadesi farklı şeyler söylüyor... O da böyle düşünüyordu en başlarda. Demir anlatır, Asi anlar... oysa hiç bir şey bu kadar basit değil artık. Araya başka sözler... başka kişiler girdi. “O iki cümle hiç bir şeyi çözmeyecek Defne. Hatta artık olanları anlatmak bile gereksiz”diyor. “Ona verdiği kolye aralarındaki bağın simgesiydi. Hiç çıkarmayacağına söz vermişti. Ama şu anda yerinde üç gündür tanıdığı kişinin kolyesi var.”

Bir çaba yok gözlerindeki hayalkırıklığını silmek için. Asi bu meselenin üzerini o kadar kolay çizdi ki Demir içinde bitti. Peşinden koşmayacağım mı demeye getiriyor... bu bırakışa gücü yetebilir mi? Kerim dayanamıyor... “Nasıl biter ya. Delimisiniz siz? Defne de Asi’nin kolay ulaşılabilen bir yerde durmadığını biliyor, onunla konuşmayı kendi de denedi. Ama Asi’yi bu noktaya koyan Demir’in kendiydi. “Demir sen en başından herşeyi anlatsan böyle olmazdı ki? Sonuçta Asi’den gerçekleri sakladığın için bu durumdasınız.” Demir’de biliyor bunu. Zaten Asi’ye gösterdiği sabır da tamamen bu noktaya gelmelerindeki suçluluğuyla ilgili. Ama kendini de haklı görüyor... teyzesi için de, kendi içinde özel bir durumdu. O da zor günler geçirdi... “Biraz zaman istedim, sadece biraz zaman. Ama o bekleyemedi. Ben ne kadar suçluysam, Asi’de o kadar suçlu.” Arşınlamaya başlıyor odayı... ihtilafa düşmüş aklıyla duyguları... “Nasıl bu kadar kolay vazgeçer ya? Bir yabancıyla bu kadar yakınlaşır.” Hakim olamıyor sesindeki incinmişliğe. “Peki ben bunu kabul edebilir miyim? Asla... asla kabul etmem.” Tartmış, ölçmüş, biçmiş... vazgeçmek için o da nedenler bulmuş... “Hatalı olabilirim, mesafe koymuş olabilirim ama bunu hak etmedim. Belkide iyi oldu. Bu hata sayesinde çok şey öğrendim. Asi’nin duygularının geçici olduğunu öğrendim en azından.”

Defne, Demir’in yanlış düşündüğünü biliyor... kardeşindeki asiliği Demir’in başlattığını da. Asi’nin de Demir’in koyduğu mesafeleri, asla... asla kabul edemediğini de. O kadar inatçı ki ikiside... ve o kadar gururlu ki... bir çeşit ‘kendilerini kaybetmemek’ için direniyorlar birbirlerine... Asi vaktiyle düştü aşkının peşine... Demir’de öyle... ama ‘yenemediler gururlarını’... açamadılar kendilerini şu anki kadar bile. Kainatlar yaratmış tanrım birbirinden habersiz... tersine akabilirler aynı nehirde... karışmazlar birbirlerine... “Hayır Defne... direnemedi o. Eğer direnebilseydi, hayatımız bambaşka olacaktı. Ama görüyorum ki direnmeye çalışan bir tek ben varım. Biz bu sınavı geçemedik. Benim içinde bitti artık bu iş....” Kulak veriyorum sözlerine... bu nasıl bir şeydi diye. Gerçekten öyle mi diye sormak gerekiyor Demir’e... şimdilik öyle sansın kendi kendine.

Asi’nin ise bu gün şirketteki ilk iş günü... hanım hanımcık giyinmış... bu gün farklı görünüyor. Ali onu odasına götürüyor ve özel sekreterini tanıştırıyor... daha ilk günden önemli bir toplantıyla iş başlıyor. Sekreteri ana taslağı ve ona yardımcı olacak ayrıntıları hazırlamış bile. Toplantı Demir’le mi? Önündeki dosyaları inceledikten sonra onu arıyor... İskenderun işini başlatmak için alınması gereken izinler var ve bir araya gelmeleri gerekiyor. Nasıl yapsınlar, Demir’in onlara gelmesi mümkün mü? Uygunsa ofisine buyurmalarını öneriyor Demir... bir saat sonra boş... gelebilirlerse, hallederler. Gözler boşlukta, temkinli her ikiside... söylenenlerden başka neler gizli seslerde. Demir telefonda Asi’nin aradığını gördüğünde nefessiz kalmış olduğunu farkediyor bir müddetliğine... iş için arıyor olması üzdü... ama alışması gerekiyor bu duruma galiba. Çekeceği var ümitlerinden... her ‘Asi’ Asi’yi getirecek ona ilk anlarda. Değişti ses tonu bunu farkettiği anda. Beklemiyorda aralarındaki sessizliğin anlattıklarını duymayı... sabır göstermeyecek bu defa... “Bir an konuşamadım işte” diyen Asi yok çünkü orada... “Söyleyeceğin başka bir şey var mı?” diye sorarken sesindeki tını değişiyor ama hala aynı uzaklıkta...

Söyleyeceği hiç bir şey yok Asi’nin. Öfkeyle itip kakmak, Demir’in tanıdık ama bir o kadar da yabancı ve alakasız o ses tonunu yerlebiredecek bir şeyler söyleme istiyor aslında. Sanki hiç bir şey yokmuş... olmamış... gibi aralarında, ne kadar rahat konuşabiliyor böyle onunla. Söyleyeceği başka bir şey var mıymış... var elbette... ama söylemeyecek işte. O kendisine böyle uzak durabiliyorsa, umarsamıyorsa, Asi’de olabilir aynı onunla. Demir’le konuşmasına tanık olan Ali farkediyor tersliği... “Bir şey mi oldu?”... Yoo.. herşey yolunda. Ali’nin toplantıyı ertesi güne erteleme önerisini ise yaklaşmıyor bile yanına. Gerek yok... başa çıkmasını bilir Asi, Demir ile... Başa çıkabilirdi de gerçekte... ama mücadele ettiği kendi duyguları, kendi kararları. Onu böylesine üzerken bile hala ondan kopamayışı. Sesini duymanın bile onu maraton koşmuşçasına soluksuz bırakışı. Karmançorman kafası... bu ne kadar böyle devam edecek... Demir canı istediği zaman tek söz etmeden kendini çekecek, sonra gelip ‘konuşmamız lazım’ diyecek. Bu arada Asi’yi nasıl üzdüğünü hesap etmeden, emanetlerinin hesabını isteyecek. Gel gör ki aşk Asi’ye gelmiş gitmek bilmeyecek. Onu böylesine geren, kızgınlığına rağmen ayaklanan aşkına karşı durabilse çok iyi olacak. Belki de Demir onu gördüğünde ‘...sen aslında... belkide o muhteşem gururuna sarınıp, bana aşık olmadığını söylemeye gelmişsindir...” diyecek. “...ama o gözlerin... bana her bakışında o kadar aşkla dolu ki... bunu nasıl yapacaksın merak ediyorum?” Asi’nin içinden geçenler Demir için hep uluorta... “...benim sahibimmiş gibi davranmayı ne çabuk öğrendin... kimsin sen... kim olduğunu sanıyorsun... aşkın bu kadarına yeter Demir... söz geçiremezsin bana, bir alıp bir bırakamayacaksın, oynayamayacaksın aşkımla” diyemeyecek ona.... dili dese bile gözleri hep gerçekleri söylüyor olacak aşkına. Onu bu kadar iyi tanıyan Demir... karmaşasını da , incindiğini de görmüyor mu aynı oranda.

Asi-Demir birbirlerini almak için hep hazır olacaklar, e.min bir tek bunun farkında. Aşka rağmen kararlar vermek zorlayacak, yaralayacak, bereleyecek ruhlarını... sakatlayacak acımasızca. Çoşkuya engeller... mekansal çitler... zamansal çitler... nedensel çitler koymak zorunda kalacaklar aralarına. Buna rağmen görecekler ki bütün bunlar aşkı yok etmez, ulaşılmaz kılar yalnızca. Asi’nin sözleri geliyor bunları yazarken kulaklarıma... ‘yıkacak yeni çitlerim olsun’ diyor bana... aşk bütün çitleri yıkmaya muktedir olmalı hayatta. Aşk değil yoksa?

Misafirlerini ofisinin penceresinden gözlüyor Demir... Aşkını, Asi ve Ali yanyanalığına mı kırdırmak istiyor, Demir... kendi kendine eziyet ediyor Demir. Ona gelmesine mani olamıyor hatıraların... bir zamanlar kendi vardı iş toplantılarına giderken Asi’nin yanında. Ali ile yanyana görünmekten hiç rahatsız olmuşa benzemiyor Asi şu anda... ne de onunla çalışıyor olmaya. Kararında bırakmayı becerebilecek mi hatıraları içi yanarken... gözlerini onlardan kaçırırken bir ipek dokunuş hissediyor avucunda... Asi’nin saçlarından sıyrılıp düşmüş... ağırlığı hala onda. Vazgeçmeli... vazgeçmeli bunlardan da. Ne çok Asi biriktirmiş varlığında, farkına varıyor o anda. Asi’li anılarını bir bir koparıp atsa, ne kalacak geriye acaba? Bu bir kıyım Demir’in yaşamında.

Misafirlerini ayakta karşılıyor Demir... hala pencerenin yanında. Buyur ederken onları masaya, göz göze gelmemeye çalışıyor aşkıyla. Değil mi ki Asi sözünde durmadı, kolyesini bir tarafa attı, konuşacakta bir şey kalmadı onunla. Zaten Asi’nin gözleri bir an bile kaymıyor ona... hep meşgul birşeylerle, gururuyla tek parça Asi oturuyor yanıbaşında. “Dün erkenden nereye kayboldun öyle... partiden sıkıldın mı yoksa” diye soruyor Ali, daha ancak oturmuşlarken yerlerine. Kusura bakmasınlar, veda edemedi Demir. “Seni eğlendiremedik galiba” deyişine ise katılıyor Ali’nin. Hiç eğlenmedi. Bu tür partiler ona göre değil. Gelmeseymiş daha iyiymiş. Demir’in Ali ile konuşmasını fırsat bilerek onu gözlüyor Asi... dün akşam onun için de hiç eğlenceli değildi. Ama şu anki kendi gerginliğiyle mukayese ederse, Demir çok iyi. “Neyse şimdi işimize bakalım” derken işten başka hiç bir şey düşünmüyor gibi. Ondan öğreneceği çok şey var, aşklarına alakasız olacak o da iş konuşurken, önündeki dosyalarları tanzim ediyor Asi.

Demir Ali’yi bırakıp, Asi’ye dönüyor... sebatla ve inatla ona bakmayan Asi’yi umursamıyor... kararlar verdi, uygulamaya koyacak, Asi’nin de bilmesi gerekiyor. Zaten söylediklerini duyunca yeşil öfkeler dönecek ondan yana, biliyor... “Asi sanırım senin düzenlediğin zamanlamaya uyacağız. Önce şunu bir netleştirelim. Bu günki toplantı için bir sorun yok ama...” diye devam ederken Asi daha fazla tepkisiz kalamıyor... sorunlu toplantılar olacak demek ki... gözleri Demir’e dönüyor. Duyduklarına inanamıyor o devam ettikçe... bakışlarına havale ediyor söyleyemediklerini... kızgınlığı, öfkesi katmerleniyor Demir’in tok sözleriyle... “..ben her aşamadaki toplantıya katılmayı düşünmüyorum. Şöyle bir formül öneriyorum. Aylık toplantıyı ben İhsan Bey ile yapabilirim. Ara aşamalarda Leyla’yı devreye sokmaya karar verdim. Böylece sonu gelmeyen toplantılarla zaman kaybetmemiş olacağım”... Derhal toparlamalı kendini Asi. Bir anlama geliyor Demir’in sözleri ama Asi henüz bunu çözemedi. Aşık Asi ile işkadını Asi arasında gidip geliyor düşünceleri, Demir’in toplantılardan kaçışının nedir gerçek nedeni. ‘Zaman kaybetmek’ diyen adama isyan eden, alıngan davranan, neden aşık Asi? İşkadınını temsili bir ifade yerleştirip yüzüne, dönüyor sinir sevdiğine... “Toplantılar senin için zaman kaybıysa tamam.”... engelleyemiyor yeterince, içindeki yırtıcılığın yansımasını sesine. Demir onu kızdırdığının da, kararsız bıraktığının da çok iyi bilincinde. “Bu kadar işi bir arada başka türlü yürütemem” diyor, uydurulmuş bu bahaneyle ve tabi Asi’yi deli eden bir sakinlikle. Asi, Ali’nin konuşmaya dahil olmayışını garipsese de...”Kararları toplantılarda almayacak mıyız?” diye yine kendisi soruyor Demir’e. Tabi böyle olacak ama bütün kararlarda Demir’in olması gerekmiyor. “Ayrıca, ikinizin iyi bir takım olacağını düşünüyorum. Uyumlu bir ikili olacağınızdan kuşkum yok.”diyerek Ali’yi gülümseten bir de yorum yapıyor birlikteliklerine... bu söylem, üzerine düşeni fazlasıyla yapıyor Asi’de ... yüreğine acılar vuruluyor bu sözlerle. Arda bakmayı Asi’de çok iyi öğrendi Demir geldiğinden beri şehre. İhsan Bey’e verdiği söz dolayısıyla işbirliğine girdi, imzasını attı Demir. Sorumlulukları ihmal etmediğini de yakında görecekler... ‘Buraya kadarmış’ dedirtiyor Demir, Asi’ye... dudaklarını kenetliyor birbirine... acıtana kadar sıkıyor, ihtiyacı var birşeyler hissetmeye... dağılıp gidecek aksi taktirde. Demir’i kayboluyor, dosyalar, rakamlar, sayfalar arasında, gözlerinin önünde. Kim bu adam? Bilmiyor bile!.. Şimdi baksınlar artık, şu raporlar nerede?

Ali’ye telefon geliyor bu arada, iptal edilemeyen bir randevu için çıkması gerekiyor kısa bir süreliğine... Asi-Demir devam ediyor işlere... Bir firmanın ortaklığı dikkatini çekiyor Demir’in, anlamıyor, soruyor Asi’ye... Avusturyalı ortağın tavsiyesiymiş... rapora bakmak için ona doğru eğilen Asi geri çekiliyor ama etkisi kalıyor Demir’de... gözlerini alamadığı bu görüntü tanıdık değil ama Demir’e... “Böyle başka biri gibi görünüyorsun” diyor Asi’ye. Bu çok kişisel bir yorum, beklemiyor Demir’den duymayı Asi... şaşırarak dönsede ona, göremiyor gözlerini, önündeki dosyada... yanılmış olmalı bu sözlerini özele yormakla, kendi de hafife alırcasına bir şeyler söylemeli ona... “Bana da biraz garip geliyor ama tarlaya gider gibi de giyinemezdim.” Asi’nin öylesine söylediği sözleri, yere seriyor bütün kararlarını... Seviyor tarlalardan çıkıp gelen bu kızı... herhangi bir şey var mı değiştirebilen bunu? Bilmiyor sonlarını ama aşka alıştırdı bu kız onu... “Seni tarlada yada atın üzerinde görmeye alışmıştım. Şimdi karşımda sanki bir yabancı duruyor”... Demir mi söylüyor bunu... daha biraz evvel Asi kendine soruyordu... kim bu adam, bilmiyordu... yüreği sıkıştırılmış bir yumru... hayatları nasıl bu kadar anlaşılmazlarla doldu?... “Kim yabancı... sen mi ben mi?”... Demir sandalyesine yaslanıyor, kendinin değişmediğini biliyor... ‘biz’in cevapları Asi’de... söylesin herikisi içinde...”Sence hangimiz?” diye soruyor sevdiğine. Suçlu mu arıyor aşklarının bu hale gelişine... Aşkıyla değiştiğini söyleyen Demir bir boyut ekledi kendine, zenginleşti, parladı, renklendi ama özünü değiştiremedi... değiştiremezde... geri çekilişleri, kendini saklayışları, suskunlukları, hatta korkuları artarak var olmaya devam etti içinde... Değişen Asi’de değil... başkaldırışları, hırçınlığı, öfkesiyle en doğal haliyle... Ne öyleyse?.. Asi’nin davranışları değişti Demir’e... bunu açık açık da söylemedi mi ‘tersine akıyorum diye’... duymak istemiyor artık Demir’i... zorlamıyor ‘konuş’ diye... aşk yetmiyor yanan yüreğine. Bu değişimin Asi’den gelişi haklı yapmaya yetmiyor Demir’i ya, her neyse.

‘Sence’ sini yanıtsız bırakıyor sevdiği... ama cevabını sevdiğinin gözlerinden aldı yine. Duramıyor yerinde... aşkları hiç değişmemiş Asi’de de. Ama birlikte yaşamayı da beceremiyorlar nedense. Bir ümit olabilir mi herşeye rağmen her ikisine... adı üzerinde bir ‘ümit’ işte... biliyorki Asi bu defa ona “Ne söyleyecektin?” diye sormayacak... ve kerim ne kadar haklı... deliler her ikisi de... böyle bir aşkı kurban ettiler bir hiç’e... O açık bir kapı bırakmalı Asi-Demir’e... “Hayat uzun bir yolculuk. Böyle dönemeçler hep olabilir” diyor dönüp sevdiğine... “Ama sen bekleyemedin Asi. Çabuk vazgeçtin. Böyle devam ederse ikimizde kaybedeceğiz.”

Ali dönüyor geri... kusura bakmasınlar, dışarı çıkmak zorunda kaldı, bir hata yapmış sekreteri. Çıkmışken de Asi’ye bir kazak aldı. İşde daha resmi kıyafeter giymesini rica ettiği Asi’nin ne kadar rahatsız olduğunu anladı. O böyle giyinecek biri değil... hatasını telafi etmek istedi. Demir’in gözleri dolanıyor kazakla Asi arasında... tahammül edemiyor daha fazla, eğiliyor önündeki dosyaya. Leyla onlara katılana kadar da kaldırmıyor kafasını bir daha. Asi, Leyla’nın bilgisayarından datalara göz atmak üzere çıkıntığında Ali ile yalnız kalıyor bu defa. Ali’nin işi gücü oyun... İş için ağzını açmayan o “Cephe gerisinde savaşmayı tercih ediyorsun demek” diye giriyor konuşmaya... Anlamamız mümkün olacak mı bu adamı tam anlamıyla?.. Dürüst olduğunu düşünüyor olabilir hala böyle konuşuyor olmakla. Bir vazgeçiş olarak mı alglamalı bunu, soruyor yine açıkça. Hiç bir şey olarak algılamasın Ali, işin sağlıklı yürümesi için böylesi gerekli. Asi hissettiği kadar Demir’inse Ali’nin önemi yok ikisi içinde. Kıyamete kadar kalabilir Ali olduğu yerde. Savaşın kendine göre kuralları varmış... geri çekilerek olmazmış, bunu da ögreniyoruz Demir’le beraber bizde. Ama madem Demir ‘in tercihi bu, yüzyüze keyifli bir düello yerine, böyle de oynayabilir Ali, Demir’le. Demir, “Herşeyi eğlence haline getirmeye gerek yok” desede... bir zarar görmüyor insanları alet ettiği bu eğlencesinde Ali. Demir’in bu kadar ciddi olmasını da anlamıyor. Hayatta ne zaman ne olacağını kim bilebilir ki... gelecek ne ki? Kim bilebilir ki bunu Demir’den iyi? Belli ki Ali çocukken kurşun askerlerle oynamayı çok seviyordu. Demir hiç sevmezdi. Onların gerçek insan olmadığını bilirdi. Artık Ali’de karşısındakilerin etten kemikten yapıldığını öğrense iyi olur. “Pusulanı düzelt Ali” diyor Demir...”Asi’nin de benim de sahici birer insan olduğumuzu unutma”... Ali, nutuk için Demir’e teşekkür ediyor. Asi’yi bir kenara bırakıyor, Demir’inse damarlarında kandan çok gurur akıyor. Gurur tehlikeli birşey, “Dikkat et seni zehirlemesin” diyor. Gurur zehirlemez, sadece onurlandırır Demir’i... ama Ali unutmasın ki... hırsta insanı zehirler... farkında olmadan hemde, ne kaybettiğini anlayamaz bile. Çok geç olana kadar anlamayacak nitekim de...

Demir ile olan konuşmasından bir netice alamayan Defne, dizginleri alıyor iyice eline. Zaten şehirde olan Asi’yi, Demir’in ofisinde yakalıyor ve buluşmak için diretiyor iyice. Asi’de toplantı çıkışında ablasıyla buluşuyor bir çaybahçesinde. Hiç uzatmıyor Defne... söyleyecekleri belli, eğer ikisi de böyle davranmaya devam ederse, herşey daha da kötüye gidecek, müneccim olmak gerekmiyor bunu görmeye. Bu tatsızlığa bir son vermeleri lazım. Asi kafa tutuyor... bunu konuşmak için mi çağırdı apar topar onu... ne zamandan beri ablası Asi’nin özeline karışır oldu... Kardeşinin kendisini de kale almadığının farkında Defne... önce bir dinlesin hele... biliyor ki bir noktaya kadar haklı Asi, aralarındaki bu soğuklukta Demir’in de payı var bu nedenle gidip Demir’le de konuştu. “Ne!!!”... Defne bunu neden yaptı, ne gerek vardı?.. Ne yapsın, ikisi birbiriyle konuşmayı beceremediği için mecbur kaldı ablası. Neden birbirlerini anlamaya çalışmıyorlar... niye oturup herşeyi açık açık konuşmuyorlar. Bunu yapmaya çalıştı Asi bir vakit... ama hüsranla kendini attığı ablası neticeye en yakın tanık... Demir’e sormalıydı neden aniden değiştiğini asıl Defne. Sormadı gerçektende... çünkü nedeni biliyor Süheyla ve intiharı hakkında öğrendikleriyle. Demir Asi’den uzak duruyor olsa bile bu onu sevmiyor anlamına gelmiyor ki... Aslında Asi’de bu sevgiyi Demir’in gözlerinde görmekten hiç kurtulamadı ki... bu daha da anlamsızlaştırdı aralarındaki mesafeyi. Ablası savunmaya devam ediyor Demir’i... biraz zamana ihtiyacı var çünkü bu ara kendine ait dertleri var Demir’in, bunu Asi’ye de söyledi,... bu kadar sert olmasın kardeşi. Defne konuşuyor karşısında ama kulaklarında ‘konuşmamız lazım’ diyen Demir’in sesi duyuluyor her nasılsa. O zamanda anlatacakları umurundaydı... şimdi de... ama o gurur yok mu ya... kendini üzdüğü gibi Demir’i üzmek istedi o anda. Sertlikten mi bahsediyor ablası... Hıııhhh... Demir’in bu günki halini görseydi, böyle söylemezdi ona.

Asıl söylemesi gereken konuya geliyor Defne. Aslında bu bir aile sırrı ama artık Asi’de bilmeli. Süheyla Hanım kardeşinin atladığı yerden intihar etmeye kalkmış. Asi kavrayamıyor ilk anda duyduğunu... “Neee?”... Süheyla’yı tanıyan birinin tahayyül bile edemeyeceği bir şey bu. Demir son anda kurtarmış ama bütün aile hala bunun travmasını yaşıyor. Demir’in Asi’den uzak durmasının sebebi bu. Asi haberi sindirdikçe... uzlaşmak yerine, tersleniyor iyice... alınganlık falan değil vardığı yer, kabullenememe... fırtınalı bir gecede dışarıda kalmayı seçmiş sevdiği sığınmak yerine kendine... “Bu kadar önemli bir olayı neden benimle paylaşmadı... Bak gördün mü, mesele bu işte Defne...” Demir’in, Süheyla Hanım’a söz verdiği için Kerim’e bile söylemediğini öğreniyor Asi... Onunla yaşadıkları bir film şeridi... kapısına gidişini hatırlıyor... dünyayla birlikte gururunu elinin tersiyle ittiği ve Demir’in peşine düştüğü o günü... Ailevi sorunlarından... ona ihtiyaçları olduğundan bahseden Demir anlam kazanıyor... Yakınlarına neler olduğunu fark dahi edemeyen Demir için üzülüyor şimdi.

Melek Ali’yi arıyor... partide bahsettiği doktor arkadaşına nasıl ulaşabileceğini soruyor. Ali konuyu detaylı anlatabilmek için yüz yüze görüşmeyi teklif ediyor... şehirde buluşmayı öneriyor... hem yemek yer hem konuşurlar. Melek bu öneriye sevinçle kabul ediyor. Onu bir sonra gördüğümüz sahnede üzerinde derin göğüs dekolteli siyah elbisesi, topuz yapılmış saçlarıyla karşımızda sanki bir başkası duruyor. Ali bu arada doktor arkadaşıyla konuşmuş, Melek’in kolundaki sorunu anlatmış... bu tür rahatsızlıklar için Rolfing denilen bir sistem varmış, çok iyi sonuçlar almışlar. Melek kararını verirse... gerisi kolay... öngörüşmeyi yapar, randevuyu alır Ali... Keyifli bir yemek yiyorlar birlikte... ama Aslan’a yakalanıyor Melek çıkışta. Rezil oluyor onun sayesinde buluştuğu adama... ne hakla karışıyorki Aslan ona... Teyzesinin kızına karışmayacakta kime karışacak Aslan... burası Ali Efendi’nin yaşadığı Paris değil... giyinip kuşanıp elin adamıyla öyle buluşamaz buralarda... Ali’ye bir şey olmaz, Melek’e olur, Aslan’a olur... Melek pabuç bırakmıyor ama Aslan’a... Kimseye birşey olduğu yok... ne oluyorsa Aslan’ın örümcek kafasında oluyor. Dünyadan haberi yok oysa Melek’in... çarşıda hakkında laf çıkarsa, katil olur Aslan burada.

Asi, Defne ile buluştuktan sonra çiftliğe dönmeye karar veriyor... yolda koyun sürüsünü otlatan Ökkeş Efendi ve Arif dikkatini çekiyor. Arabasını sağa yanaştırıp duruyor. Özletti kendini, güler yüzle karşılanıyor. Hüseyin de oralarda... fazla gezmeye başladı bu ara buralarda... ama Hüseyin mutlu görünmüyor onunla karşılaştığına... “Kızdın değil mi bana? Küsüz değil mi?”... Asi anlamıyor ufaklığın neden bahsettiğini... neden küssün, Hüseyin ne yaptı ki... Şimdi şaşırma sırası ufaklıkta... “Demir abi söylemedi mi sana?”... Gerçek arkadaşmış vallaha... Asi öğrenmeli neler oluyor, anlatsın artık bu minik adam ona. Telefisi mümkün olmayan o doğum günü... beliriveriyor Hüseyin’in sözleri arasında. Demir sürpriz yapacakmış Asi’ye doğum gününde, hediyeler almış ,manzaralı yerde hazırlık yapmış... Hüseyin’se berbat etmeyi becermiş herşeyi bir güzelce... haber vermeye gelmişti ama yüklendiği vazifeyi yapamadı sevdiği kızı görünce... dediklerini duyuramadı Asi’ye. Neler duyuyor günler sonra Asi böyle... Onu görmek istemiş Demir doğum gününde, ama aksilikler peşlerini bırakmamış meğerse. Hemen Demir’i bulmalı... arabasına dönerken heyecanlı... Arif Efendi sesleniyor... Demir’i şehirdeki evde bulabilir, gitmesin boşuna çiftliğe... Sabah ayrılmadan çiftlikten Demir uyarmıştı Arif’i kendi gidecek, boşuna Arif gitmesin diye. Asıl amacıysa Zeynep’den uzak tutmaktı kahyasını, korkutmasın aniden gidipte kızı diye. Ama kader bir kez daha ağlarını örüyor ikisi içinde... aksiliklerin biri bitip biri başlıyor... yaka silktiriyor bize.

Asi ise mutlu... bu gün öğrendikleri yetiyor kendine. Demir’i bilmez mi... her zamanki gibi kapalı kutu... hele teyzesine de söz verdiyse söyleyememiş olmalı hiç bir şeyi Asi’ye... Şimdi gerçeği ablasından duyduktan sonra... ondan gelen üstü kapalı sözlere kulak verseydim diye pişman bile oluyor içten içe. Hem kendine eziyet çektirdi hem Demir’e... Nasıl şüpheye düşebildi... Demir’i bilmez gibi aldandı aklını çelenlere. Ne güzel bir kadın bakıyor şu anda aynada kendi kendine... aşk dolu... gözleri, elleri, saçları... biliyor ki şu an teni buram buram Demir kokulu. Boş bağrı, emanetini arıyor... çok bekletmiyor, yalvartmıyor... hatıraları altınıyla boynuna geri getiriyor. Onu ne kadar özlediğini ona bunca yaklaşınca anlıyor. Gözün ambarı yokmuş... yüreğinde öyle... kendini Demir’e doyuramıyor. Az kaldı diyor ellerine... dokunacaksın sevdiğine... az kaldı diyor dudaklarına... uzanacaksın Demir’ine... ‘Ne kadar... ne kadar özlemişim seni öyle!”... Seviyor... seviyor... seviyor... papatyalara başka soru sormayacak... Asi’nin bütün yaprakları bunu yazıyor. Baharı bulan... çayır çimeni ilk gören kuzular gibi atlayıp zıplamak istiyor... Demir zaman mı istiyor... bütün zamanları ona veriyor... başucundaki kum saatini yeni bir dökülüşe akar bırakırken, içindeki aşık kadını Demir’e göstermeye gidiyor. Aşk beklemekmiş her terse akışa rağmen... başka nasıl aşık olunur... bilmiyor. Yolda sırdaşı... biricik ablası... onu anlayanı... Defne’yi arıyor... “Defne... sen haklıydın... O beni hep sevdi, hiç vazgeçmedi. Keşke herşeyi açık açık konuşabilen biri olsaydı. Kuşkularıma fırsat vermeseydi” ... O yokken öyle çaresiz kalıyor ki. Anlamıyor o yollar nasıl bitiyor... şehirde ayakları sanki kanatlanıp uçuyor. Demir kapıyı çalarken bir an bile tereddüt etmiyor... gözlerinde yaş yok... sevinç var... yüreğinde acı yok, aşk var... yeşil yeşil parladığını hissediyor. Kapıyı bir kız açıyor... dudaklarından “Demir”in çıkamadığını hayal meyal farkediyor... her acı yürekte farklı bir yeri vuruyor... şu an neresi kanıyor. Avluda gezinen gözlerine mütevazi hazırlanmış bir yemek masası çarpıyor. Bu kızı tanıyor... onu gördü... Demir’in kollarında dans ediyordu... sonradan pişman olacağı sözcüklere mani olamıyor... “Demir için gelmiştim ama... yok galiba”... rahatsız etti... kusura bakmasın Demir’in misafiri. Biryerlere yaslamalı Asi’yi... ama burası değil orası. Bu şehrin sokaklarından nefret ediyor... uzaklaşmaktan başka bir şey istemiyor... sonradan hissedecek damarlarına yayılan bu hissi... bir tek onu biliyor. Bu ne demek oluyor düşünemiyor. O kız ... Demir... öfkesi birbirine karışıyor... Gördüklerinin yerine ne koyabilir?.. Gördüklerini nereye koyabilir... aklı durdu... çalışmıyor.

Demir gelmeden evvel telefonla bilgi verdiği için, kapı çalınınca Zeynep hemen açıyor. Beklemediği birşeyle karşılaşıyor. Biraz evvel kapı çalınmış. Demir eve geleceğini haber verdiği içinde Zeynep o sanmış ve kapıyı açmış. Demir’i sormuşlar... ama çekinmiş Zeynep içeri davet edememiş... “Kimmiş?”... Zeynep adını bilmiyor... eliyle saçlarının boyunu kendinde tarif etmeye çalışıyor... “Uzun, siyah saçlı... çok hoş bir bayandı”... başı dönüyor bu sözlerle Demir’in... kan bir anda beynine fırlıyor... Aksiliğe bak, geldi Asi Demir’e... ve hiç tanımadığı bir kız karşıladı onu evde... Zeynep devam ediyor, “Sizi bulamayınca çok üzüldü...”... Hemen çıkmalı Demir... Asi’yi bulmalı... ‘Biraz evvel’ dedi Zeynep, çok uzaklaşamamış olmalı.

Evden dışarı adımını atar atmaz uzanıyor telefonuna Demir... cevap alamıyor arayışlarına... Asi’nin aklına neler gelmiş olabileceğini biliyor. Demir açıklayınca anlayacağını ummak istiyor. Asi Demir’i bu kadar mı tanıyor. Aksi şeytan Demir’i illet ediyor... yer yarılıp içine giresice aksilikler hep onları buluyor. Ana caddelerde biraz bakınıyor ama şehirde kalmayacağını az çok tahmin ediyor... gidebileceği en yakın yere doğru yola çıkıyor. Platforma gitmiş olabileceğini düşünüyor... onu Demir’e çağırdığı yere... bir kağıt parçasına hapsolmuş görüntüleri gibi hapsedebilse Asi’yi de keşke kendine... ama ne bu mümkün ne de Asi görünürde. Telefonu çaldırması fayda etmiyor yine... söyleniyor kendi kendine...”Asi hadi aç şu telefonu” ... Yardım alması gerektiğini farkediyor. Defne’yi arayıp, Asi’nin telefonuna cevap vermediğini, acil onu bulması gerektiğini söylüyor. Hemen ama... hemen. Bekliyor... Nitekim hiç gecikmeden yardım yetişiyor... Defne Asi’yi aradığında, çiftik yolunda olduğunu öğreniyor... Demir bu haberin peşine düşüyor.

Çiftliklere yaklaşmak üzereyken Asi’nin aracını görüyor... korna çalıyor... selektör yapıyor... Asi umursamıyor, arabasını durdurmuyor. Demir’e, ani bir sollama yaparak önüne geçmekten ve yavaşlayarak onu durmaya zorlamaktan başka çare bırakmıyor. Arabalar kullanılmaktan aşınmış asfalt yolda peşpeşe duruyor.

Tahminler gereksiz, Asi’nin emniyet kemerini çözüp geriye atarcasına bırakışından, ilk intibalarımız oluşuyor. Çoktan kararını vermiş bir kadın var orada... bir kez daha aşka aldanmış bir kadın... olanları nasıl hazmedeceğini bilemeyen bir kadın orada oturuyor. Demir’de bunu görüyor... ama dakikalardır ona ulaşamayışının öfkesinde o da... “Kornaya basıyorum... duymuyor musun? “ diyerek önce yine hesap soruyor... Bu Asi’nin hiç umurunda değil, onun yüzünü bile görmek istemiyor “Ne istiyorsun?” diyor. Konuşmak için mi... Demir’i dinlemek için mi... neden geldiyse Asi ona... zerresi yok şu an orada... intizamsız yürek çarpıntılarını görebiliyor Demir onda... “Asi, defalarca aradım... niye açmıyorsun?... Cevap yok Asi’den, inzivaya çekilmiş gibi arabısına sığınıyor adeta... Orada bırakacağını, gözlerine bakıp neden onu aradığını görmeden uzaklaşacağını mı sanıyor yoksa... “İnermisin arabadan biraz konuşacağız.”... Ne konuşacaklar... yalnızlığa koşmalı artık yüreğini Asi... gördü ki aşk Demir’le olmayacak... “Bırak gideyim.”... İzlenimi o ki, Asi tatlılıkla onunla konuşmayacak... zorla arabaya bindirdiği gibi indirir de Demir... uzanıyor arabanın koluna... açıyor anında... “Çık arabadan...”... Konuşmak istemiyor Asi.. ne farkedecek ki arabadan çıkması, çekiştiriyor açık kapıyı... Bir o kadar kararlı ama konuşmaya karşısındaki... “Boşuna direnme... göndermem seni”... inatla inmesi için açık tutuyor Demir kapıyı. Kabaca... zorbaca... konuşmak mı istiyor onunla... Tamam... konuşsunlar bakalım... iniyor o da. Demir’in kabadayılığı sökmez ama. Konuşmak istiyorsa önce cevap versin o kızın kimdi, en başta... “Biraz önce sana uğradım... evine... “... İsteğine kavuştu işte, Asi onun karşısında, konuşmak için indi Demir’e... hiç uzatmıyor... hiç boş konuşmuyor bu kere de... ona uğradığından başlıyor sözüne... ama Demir kayboluyor sevdiğinin göğsüne doğru sarkan altın kolyesinde... gözlerinden önce emanetinden geliyor ona gelişinin sebebi... aşk... sadece aşk olabilirdi zaten Asi’nin nedeni. Ama gün sorunlu... neden geldiği önemli değil şu an bertaraf etmeli sevdiğindeki kuşkuyu... zorla koparabiliyor altınından demir ruhu... “Sormayacak mısın o kız kim diye?”... biliyor Asi’yi yakan bu soru. Asi sormuyor artık bunu... ”Biliyor musun benden neden uzaklaştığını bir türlü anlayamıyordum. Ama şimdi anladım. Bir daha kapına gelmeyeceğim... merak etme. “ Bu netleşmiş bir yargı... Asi çoktan vermiş kararını... gururlu bu kadın, ikidir gelip kapısından acıyla ayrıldı. Ama bunların hepsi yanılgı... durdurmaya çalışıyor, söyleyeceğini söylemiş, arabasına geri dönmeye çalışan kadını... “İyi ama izin vermiyorsun ki sana gerçeği anlatayım. Gördüğünü yanlış anladın. Biraz beni dinler misin?”... Çoktan hüküm vermiş olduğunu bilsede, “Seni yargılayacak değilim... “ diyor. “Ali bey yüzünden bana inat mı yapıyorsun? Eğer böyleyse çok tehlikeli bir oyun oynuyorsun Demir”

Bazen işler ne kadar alakasızken birbirini bağlayabilir. Zeynep’in Ali’ye inat ortaya çıkmadığını ne yazık ki bir tek Demir bilir... Asi’yi buna şu an kim ikna edebilir?... “O kızı tanımıyorum bile Asi. Herkes gibi biri işte. Başı beladaydı, yardıma ihtiyacı vardı. Elimden geleni yapmaya çalışıyorum, hepsi bu. Ne sanıyorsun... daha dün tanıştığım biriyle beraber olduğumu nasıl düşünürsün?”... İnanılacak şeyler söylemiyor Demir... o kızı tanımadığını, herhangi biri olduğunu söylüyor, öyleyse evinde ne arıyor. ‘Evimizde ne arıyor?’ diye sormak dilinin ucuna kadar geliyor... Bunu düşündüğüne inanamıyor... Ne belasından... ne yardımından bahsediyor. Kız hiç başı dertteymiş gibi görünmüyor. “Sana inanmıyorum” diyor. Demir gerçekleri söyledi... durumu açıkça özetledi... Defne’nin iki cümlelik çareleri, netice vermiyor Asi ile belli ki. Asi’yi inandıramadıysa başka ne söyleyebilir ki... son bir gayretle “Haksızlık ediyorsun” diyor. Haksızlık mı dedi... hep sırları olan sanki başka biri...hayatında neler olduğunu en son öğrenen Asi. Haksız olduğunu nasıl söyler, ona inanmasını nasıl bekler sevdiği... İnançsızlığı söküp atamazsınız, inancı getirip yüreğe koyamadığınız gibi. Demir, boşa çıkan umutlarıyla çekiliyor bir kez daha geri. “Peki... sen bilirsin Asi. İnanıp inanmamak sana kalmış. Kolyeyi boynundan çıkardığın anda benim sana olan güvenim sarsıldı. Beni suçlarken, dönüp bir de kendine bak Asi. Ne kadar kör olduğunu göreceksin.” Asi’nin inançsızlığı... Demir’in güvensizliği... bu dar yola sığamıyor ne yazık ki.

Asi, Defne’ye çiftliğe gidip yatacağını söyledi ama bunun mümkün olmadığını biliyor... yürüyüşe çıkıyor... Demir’in söyledikleri kafasında dönüp duruyor. Gerçekten ona haksızlık mı ediyor. Duyar duymaz Kuşlu Ev’e geldiğini peşine düşmüş olmalı... kendini ikna etmek için gayret gösteriyor. Ama o kadar inanılmız şeyler söylüyor ki... iki cümlelik açıklaması Asi’de karşılık bulamıyor. İleriden dörtnala kendine doğru gelen atlı dikkatini çekiyor... bu Ali Bey değil mi... şaşırıyor. Ali at üstünde doğmuş gibi... hızla gelen atını, maharetle durdurup kendini yere bırakıveriyor... yuları alışık bir hareketle ağacın dalına tutturup Asi’nin yanına geliyor. Asi anlam veremiyor... “Çok iyi... nasıl bu kadar ilerlettin?”... Ali’nin gülüşü çok şey söylüyor. “Sen beni kandırdın değil mi? Aslında at binmeyi biliyordun” Ne yapsın Ali... onunla vakit geçirebilmek için küçük bir yalan söyledi. “Çok iyi bir oyuncuymuş” Ali... kızmasın, sadece ona yakın olmak istedi . Asi’de atını alsın, gün batımını izlemeye gitsinler. Yorgun Asi... yorgunluğu hissi. Daha biraz evvel Demir’den duyduğu körlüğüyle karşı karşıya geldi... duyguları, kararları, yargıları ne kadar gerçek ki... Ali’nin bu kadar kolay yalan söyleyebilen biri olabileceğini düşünmemişti. “İş teklifi de bunun için miydi?”... Hayır... İş, sadece Asi’nin yeteneği ve donanımıyla alakalı bir şeydi. Sakın ikisini birbirine karıştırmasın, çok üzülür Ali. Başka bir yol bulsaydı, ona yalan söylemesine gerek kalmazdı. Ama yalan söylemek bir yol değil ki... sadece zaafiyet göstergesi. Cevapsız bırakıp Ali’yi eve gidiyor Asi.

Köy ziyaretlerinin Süheyla’ya iyi geldiğini gören Aslan, onu çocukluğunda çıktığı yayla’ya gitmeye ikna etmeye çalışıyor. Ne kendisinin, ne Demir’in ısrarları fayda vermeyince İhsan’dan yardım istiyor. Süheyla bu konuda hala kararsız ama İhsan onu yaylaya kendi götürmeyi teklif edince, kıramıyor. İhsan, bir çay içimlği oyalanıp yaylada, Süheyla’yı bırakmış geri dönerken, arabası bozuluyor... bir tamirci var ama hava böyle kararmaya durmuşken gelmez oralara... İhsan’a da yaylada kalması, ertesi sabah arabaya baktırması öneriliyor.

Demir’lerin çiftliğinde kimsecikler yok ortada. Süheyla telefon edip haber vermiş Melek’e, yaylada... Aslan ile Leyla da şirkette, gelmeyecekler onlarda. Melek telefon edip abisine soruyor... ne yapıyor bu akşamında. Belli değil henüz haber verir Demir ona... Yalnız kalmak istemeyen Melek’de Asi’yi arıyor... gelse keşke Asi, bahçede sohbet edip otururlar, yorgunsa bile Melek onu dinlendirir bıcır bıcır konuşmasıyla... hava karardı, Arif gelip alır evden onu ve bırakır sonra.

Kozcuoğlu Çiftliği de sessiz... Neriman oturma odasında tek başına. İhsan ne olduğu anlaşılmaz işi yüzünden yaylaya çıktı ve arabası bozulunca kaldı orada. Bebeklerini kutlamak için de dışarıda yemek yemeğe karar vermiş Ziya ile Gonca. Kötü de bir haber alıyorlar ama evdekilere ulaşmadı bu bilgi daha. Ya Ceylan... uyanık bücür... dedesiyle konuşmak için konakta... geleceğiyle ilgili planlarını anlatmakta Cemal Ağa’ya. Asi’de Melek’e söz verdi, gitmeyebilir annesi isterse ama. Gerçi gitmese ne olacak... eline kitap alıp gömülecek odasına. Neriman el işi yapar oyalanır... gitsin Asi... bütün gün çalıştı zaten, biraz açılır, diye düşünüyor Neriman’da.

Melek ve Asi bahçedeki koltuklarda... iyiki geldi Asi, yoksa Melek kalmıştı yalnız başına. Asi’ye de iyi geldi temiz havada olmak aslında. Bu gün çokca bunaldı. İlk iş günü ama günün özelleri yordu onu daha fazla. Demir olmasa bile onun yaşadığı yerde olmak ne kadar iyi geliyor ruhuna. Gün içindeki tartışmalarını bu akşam düşünmek istemiyor daha fazla. Hakvermese bile kabullenebileceği şeyler çıkıyor Demir’le ilgili herşeyin ardında. Kafası karışık bu konuda... kulaklarında çınlıyor onun kendisine son sözleri hala. Ama Melek’in de biraz kafası karışık bu akşam... bir şey sormak istiyor ona. Unutup kendi sorunlarını, dinliyor dikkatle. Kolunun tedavisi için Paris’e gitme ihtimalı varmış. “Ne yapayım, gideyim mi sence?” diye soruyor Asi’ye. Ali Bey önermiş. Hatta Melek için konuşmuş bile. Önce kendi doktoruyla görüşmeli ama denemekte de fayda olabileceğini düşünüyor Asi. Demir ne düşünüyor acaba bu konuda, onu soruyor laf arasında. Şehirdeki evdeymiş bu akşam... orada mı kalacak acaba?.. O beyez demir kapının ardında Demir ama aramayacak onu bir daha. O kız da orada.

Demir Kuşlu Ev’de... Asi’yle konuşup geri dönene kadar akşam çökmüş Antakya’ya. Zeynep masayı kaldırmış, özel eşyalarını toplamış, hazır Demir onu götürmek istediği anda. Onu zor durumda bıraktığınında farkında. Demir’in arkadaşı yanlış anladı... çok üzgün... söylesin lütfen, yapabileceği bir şey varsa. Demir’in cevabı ise “Hadi çıkalım” demek oluyor ona. Emniyetli bir şekilde teslim etsin onu arkadaşına ve dönsün kendi sorunlarına. Yoldan Melek’i arıyor... hazırlansın gelip onu alıyor... birlikte Mersin’e gidiliyor. Yolda anlatır nedenini, telefonda oyalanmıyor.

Demir’in telefonu kızların gecesini kesiyor... şaşırtıyor. Mersin’e gece gece neden gidiliyor, ikiside bir anlam veremiyor. Melek hazırlansın... Asi’de eve yollansın. Asi’yi bırakması için Arif Efendi çağırılıyor. Asi Kozcuoğlu Çiftliğine dönerken ona eşlik ediyor. Yarı yolda ağaçlıklı patikayı bir aracın farları aydınlatıyor... Bu Demir’in arabası... yanında da Kuşlu Ev’deki kız oturuyor. Asi’nin kafasında düşünceler birbirini kovalıyor. Bu kız bir akraba olabilir mi? Yakın bir akrabanın da hiç bahsi geçmedi, hatırlamıyor. Zaten Demir tanımıyorum diyor. Ama yanında çiftliğe getiriyor... kardeşini de alıp gece yarısı Mersin’e gidiyor... Gizli saklı bir şey olmasa gerek fakat bütün bunlar ne demek oluyor. Kahyasıyla, Asi’yi yolda gören Demir duruyor. Arif patronuna bilgi veriyor... Asi Hanımı bırakıp dönecek miş... demek ki telefon ettiğinde Asi, Melek ile birlikteymiş... onun evindeymiş... Şartlar farklı olsa, çiftliğe döndüğünde Asi’yi de kardeşiyle birlikte onu bekler görecekmiş... Asi’ye gelinen bir ev olacakmış bu akşam Çiftliği... dün akşam hayalerini kurduğu gibi... dalıyor bu rüyaya bir anlığına, gerçek gibi. Ama değil... Asi hala ona çok uzak... o nasıl “İyi geceler” dileyişti... Zeynep yanındayken de başka nasıl davranmasını bekleyebilirdi... Kızı tehlikeden uzaklaştırsın, götürüp arkadaşına teslim etsin, sonra ilk işi... Asi.

O gece yörede kötü ruhlar dolaşıyor... Demir tehlikeyi yeterince ciddiye almadığını farketmiyor... arabasının plakasından Demir’in izini süren Galip çiftliğine kadar ulaşıyor. Arabasını bahçe girişine parkedip dışarı çıkan Demir, kendine doğrultulan silahtan bihaber... gazetelerin üçüncü sayfa haberlerine konu olabilecek bir maceraya sürükleniyor.
 
 
 
 
31. Bölüm
Kapsamlı Fragman